top of page

Affetme ve Hoşgörü Boşanma Davasını Etkiler mi?

  • 1 gün önce
  • 11 dakikada okunur

Boşanma davalarında sık karşılaşılan savunmalardan biri, davacının dayandığı olayı daha önce affettiği ya da bu olaya hoşgörüyle yaklaştığı iddiasıdır. Türk Medeni Kanunu (TMK), aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları düzenlerken affetmeyi bazı boşanma sebepleri bakımından açıkça bir savunma olarak tanımlar; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadı ise bu ilkeyi hoşgörü kavramıyla genel boşanma sebebine de taşımıştır. Bu savunmanın kabul edilmesi, davanın Aile Mahkemesi'nce usulden reddedilmesine ya da esastan görülürken ilgili olayın kusur değerlendirmesi dışında bırakılmasına yol açabilir.

Bu konuda en çok sorulan üç soruyu baştan yanıtlayalım:

Affedilen olay yeniden dava sebebi olabilir mi? Hayır, affedilen somut olayın kendisi tekrar dava sebebi yapılamaz; ancak eşin aynı nitelikte yeni bir kusurlu davranışı olursa bu yeni olay bağımsız bir dava sebebidir ve gerekirse önceki affedilmiş olaylarla birlikte evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınabilir.

Affedilen zina tekrar kullanılabilir mi? Hayır. TMK m.161 uyarınca affeden tarafın dava hakkı yoktur; affedilen zina eylemi o dava bakımından bir daha ileri sürülemez ve buna dayanan dava usulden reddedilir. Ancak eş yeniden zina yaparsa, bu yeni eylem affedilmemiş, bağımsız bir dava sebebi oluşturur.

Hangi davranışlar af sayılır? Açık bir affetme beyanı, boşanma davası açıldıktan sonra tarafların bir süre daha birlikte yaşamaya devam etmesi, davadan feragat edilmesi ve ciddi barışma girişimleri, Yargıtay içtihadına göre af veya en azından hoşgörü göstergesi kabul edilmektedir; aşağıda bu davranışlar somut kararlarla birlikte ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.

Bu yazıda affetme (af) ve hoşgörü ile karşılamanın TMK'daki yasal dayanağını, kusur ilkesi ve hak düşürücü süre gibi bağlantılı kavramlarla ilişkisini, ispat yükünün kime ait olduğunu ve güncel Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararları ışığında konunun boşanma davasını nasıl etkilediğini ayrıntılı olarak ele alıyoruz.

Kısa Cevap: Evet, affetme ve hoşgörü ile karşılama boşanma davasını doğrudan etkiler. TMK m.161 (zina) ve m.162 (hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış) gibi özel boşanma sebeplerinde "affeden tarafın dava hakkı yoktur" ilkesi açıkça düzenlenmiştir; bu hâlde dava usulden reddedilir. Evlilik birliğinin sarsılması başlıklı genel boşanma sebebinde (TMK m.166) kanun metninde "hoşgörü" ifadesi yer almasa da, Yargıtay içtihadına göre affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış olaylar kusur ilkesi çerçevesinde taraflara yüklenemez; bu olaylara dayanılarak tek başına boşanmaya karar verilemez.

Önemli hatırlatma: Bu sayfadaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır, somut bir dosya için hukuki görüş yerine geçmez. Her olayın af/hoşgörü sayılıp sayılmayacağı, hâkimin takdir yetkisi çerçevesinde dosyanın kendine özgü koşullarına göre değerlendirilir.

Boşanma Hukukunda "Af" Nedir? Yasal Dayanağı Nedir?

Af, TMK'da yalnızca zina (m.161) ve hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (m.162) gibi özel boşanma sebepleri için açıkça düzenlenmiş, dava hakkını ortadan kaldıran bir savunmadır. Mağdur eşin, kusurlu davranışı öğrendikten sonra bunu affettiğini gösteren bir irade beyanında bulunması veya bu yönde fiilen davranması hâlinde, o eş artık aynı olaya dayanarak Aile Mahkemesi'nde boşanma davası açamaz.

Kanun metni şu şekildedir:

"Madde 161- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur." (TMK m.161)

"Madde 162- Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur." (TMK m.162)

Bu iki maddede geçen altı aylık ve beş yıllık süreler, hukuk dilinde hak düşürücü süre olarak adlandırılır: sürenin geçmesiyle dava hakkı kendiliğinden ortadan kalkar, hâkim bu durumu re'sen gözetir. Af da benzer şekilde, özel boşanma sebeplerine özgü dava hakkını doğrudan düşüren bir kurumdur.

Zina iddiasına dayalı davalarda affın ve delillerin nasıl değerlendirildiğine dair ayrıntılı bilgi için Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanma Nasıl İspatlanır? yazımıza bakabilirsiniz. TMK m.162 kapsamındaki hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma hakkında ise Hayata Kast, Pek Kötü Davranış ve Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma (TMK 162) yazımızı inceleyebilirsiniz.

"Hoşgörü ile Karşılama" Nedir? Aftan Farkı Nedir?

Hoşgörü ile karşılama, kanunda "af" gibi ayrı bir madde ile düzenlenmiş bir kavram değildir; TMK m.166'da düzenlenen evlilik birliğinin sarsılması başlıklı genel boşanma sebebine Yargıtay içtihadıyla uygulanan bir ilkedir. TMK m.166 metninde "hoşgörü" ifadesi geçmez; bu kavram, genel sebebe dayalı davalarda hangi olayların kusur ilkesi çerçevesinde taraflara yüklenebileceğinin belirlenmesinde mahkeme içtihadıyla geliştirilmiştir.

"Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir..." (TMK m.166/1)

Pratik fark şudur: Af, m.161 ve m.162'ye özgü, dava hakkını doğrudan düşüren ve davanın usulden reddiyle sonuçlanan bir savunmadır. Hoşgörü ile karşılama ise m.166 kapsamındaki genel sebebe dayalı davalarda, hoşgörüyle karşılanan olayın kusur değerlendirmesine dahil edilmemesi sonucunu doğurur; yani davanın tamamen usulden reddi değil, o olayın delil/kusur değerlendirmesi dışında bırakılması söz konusudur. Bu noktada belirleyici olan, evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede çekilmez hale gelip gelmediğidir; hoşgörüyle karşılanan bir olay, bu değerlendirmede davacı lehine kullanılamaz.

Doktrinde af ve hoşgörü kurumu, TMK m.2'de düzenlenen dürüstlük kuralı ile de ilişkilendirilir. Kanun bu maddede şöyle der:

"Madde 2 - Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." (TMK m.2)

Bir davranışı açıkça hoşgörüyle karşılayan ve evlilik birliğini o davranışa rağmen sürdüren tarafın, sonradan aynı davranışa dayanarak dava açması, çelişkili davranış yasağına ve dürüstlük kuralına aykırılık oluşturabileceği için hukuken korunmaz.

TMK m.166 kapsamındaki evlilik birliğinin sarsılması, kusur değerlendirmesi ve tazminat konularında daha kapsamlı bilgiye Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması (TMK 166/1): Kusur, İtiraz ve Tazminat Rehberi yazımızdan ulaşabilirsiniz.

Affetme ve Hoşgörü Nasıl İspatlanır? Yargıtay Hangi Davranışları Yeterli Görüyor?

Türk hukukunda af veya hoşgörünün ispatında delil serbestisi ilkesi geçerlidir; tanık beyanı, yazışmalar, birlikte ikamet kayıtları ve davadan feragat gibi usuli işlemler dahil her türlü delil kullanılabilir. Af veya hoşgörünün varlığı, açık bir beyanla olabileceği gibi taraflardan birinin fiili tutum ve davranışlarından da çıkarılabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin güncel kararlarında bu konuda somut ölçütler ortaya konmuştur. (Boşanma davalarında delil türleri ve ispat standartları hakkında genel bilgi için Boşanma Davalarında Delil Rehberi yazımızı da inceleyebilirsiniz.)

  • Dava sonrası birlikte yaşamaya devam etmek: Boşanma davası açıldıktan sonra tarafların bir süre daha birlikte yaşamaya devam etmesi, önceki olayların affedildiği veya en azından hoşgörüyle karşılandığı sonucunu doğurabilir.

  • Davadan feragat etmek: Bir eşin kendi açtığı boşanma davasından feragat etmesi, karşı tarafın o âna kadarki kusurlu davranışlarını affettiği anlamına gelebilir.

  • Barışma girişimleri: Taraflar arasında yaşanan barışma girişimleri ve bu yöndeki fiili davranışlar, hoşgörü göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2024/4187 Esas, 2025/791 Karar sayılı ve 03.02.2025 tarihli kararında, erkeğin boşanma davası açmasından sonra tarafların 15-20 gün kadar birlikte yaşamaya devam ettiği tespit edilmiş ve Daire şu değerlendirmeyi yapmıştır:

"...tarafların 15-20 gün gibi bir müddet birlikte yaşamaya devam ettikleri, bu haliyle evlilik birliğinin devam ettiği anlaşılmaktadır. Böyle bir durumda; eşler aralarında gerçekleşmiş önceki olayları affetmiş, en azından hoşgörü ile karşılamış sayılmalıdır. Affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış olaylara dayanılarak boşanma kararı verilemez." (Yargıtay 2. HD, 2024/4187 E., 2025/791 K., 03.02.2025)

Bu karar sonucunda Daire, kadına kusur yüklenemeyeceğine ve erkeğin davasının reddi gerektiğine hükmederek İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur. Dosya, İstinaf aşamasında ilgili Bölge Adliye Mahkemesi'nce görülmüş, karar temyiz üzerine Yargıtay'a taşınmıştır.

Feragat yoluyla affın örneği ise Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2017/6482 Esas, 2017/14259 Karar sayılı kararında görülür. Bu kararda kadının kendi açtığı boşanma davasından feragat etmesi, erkeğin daha önceki sadakatsiz davranışını affettiği şeklinde yorumlanmış ve bu olay artık erkeğe kusur olarak yüklenememiştir.

Burada bir noktaya dikkat edilmelidir: TMK m.166 kapsamında affedilen veya hoşgörüyle karşılanan bir olayın kusur değerlendirmesi dışında bırakılması, hukuki yarar yokluğu gibi ayrı bir dava şartından kaynaklanan usuli bir sonuç değildir; bu, doğrudan kusurun ispatı ve değerlendirilmesine ilişkin esasa dair bir sonuçtur. Doktrinde bu iki kavramın —hukuki yarar ile affın esasa etkisi— birbirine karıştırılmaması gerektiği vurgulanır.

Hâkimin Uygulamada Dikkat Ettiği Ölçütler

Af veya hoşgörünün varlığını değerlendirirken hâkim, tek bir olguya değil, dosyadaki bütün delillerin birlikte değerlendirilmesine dayanır. Uygulamada sıkça dikkate alınan ölçütler şunlardır:

  • Boşanma davası açıldıktan sonra ortak yaşamın fiilen devam edip etmediği

  • Taraflarca birlikte tatil yapılıp yapılmadığı

  • Sosyal medya paylaşımlarının evlilik birliğinin sürdüğü izlenimini verip vermediği

  • Birlikte çekilmiş güncel fotoğrafların bulunup bulunmadığı

  • Taraflar arasındaki mesajlaşmaların içeriği ve tonu

  • Aile, yakın çevre veya ortak tanıdıkların tanık anlatımları

  • Daha önce açılmış bir davadan feragat edilip edilmediği

Bu ölçütlerin hiçbiri tek başına kesin sonuç doğurmaz; hâkim, hepsini bir bütün olarak değerlendirerek affetme veya hoşgörü iradesinin gerçekten var olup olmadığına karar verir.

Hâkim Uygulamada Hangi Soruları Sorar?

Yukarıdaki ölçütleri somut bir çerçeveye oturtmak gerekirse, hâkimin dosya üzerinde sıklıkla cevap aradığı sorular şöyle özetlenebilir:

  • Taraflar boşanma davası açıldıktan sonra da bir süre birlikte yaşamaya devam etti mi?

  • Affettiğini iddia eden taraf kimdir ve bu iddiasını hangi delillerle destekliyor?

  • Affı veya hoşgörüyü gösteren yazılı bir mesaj, beyan ya da tanıklık var mı?

  • Tanık anlatımları affetme veya hoşgörü yönünde mi, yoksa bunu çürütür nitelikte mi?

  • Taraflardan biri daha önce açtığı bir davadan feragat etti mi, ettiyse hangi olaylara ilişkindi?

Bu soruların yanıtları, dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilerek af veya hoşgörü iddiasının kabul edilip edilmeyeceği belirlenir. Hâkimin boşanma davasında genel olarak nelere dikkat ettiğine dair daha kapsamlı bilgi için Hâkim Boşanma Davasında Nelere Bakar? yazımıza da göz atabilirsiniz.

Affetme Sayılmayan Davranışlar

Uygulamada sıkça karıştırılan bir husus, bazı zorunluluktan kaynaklanan davranışların otomatik olarak af veya hoşgörü sayılmasıdır. Oysa af iradesinin açık ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konması gerekir; aşağıdaki durumlar tek başına ve mutlaka af anlamına gelmez, somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilir:

  • Çocuk nedeniyle aynı evde kalmak: Boşanma süreci devam ederken çocuğun okulu, düzeni veya psikolojisi gözetilerek aynı evde bir süre daha kalınması, tek başına affetme iradesini göstermez.

  • Ekonomik zorunluluk: Ayrı bir konut tutacak maddi imkânın bulunmaması nedeniyle aynı çatı altında yaşamaya devam etmek, taraf başka bir yerde kalabilecek imkâna sahip olmadığını ispatladığı ölçüde af olarak yorumlanmayabilir.

  • Tedavi süreci: Eşlerden birinin sağlık sorunları nedeniyle diğerinin bakım/destek sağlamak amacıyla bir süre birlikte kalması, af iradesinden çok insani/zorunlu bir yardım olarak değerlendirilebilir.

  • Kısa süreli görüşmeler: Ortak çocuk veya mal varlığı gibi konuları görüşmek amacıyla yapılan kısa süreli, sınırlı görüşmeler, evlilik birliğinin fiilen sürdürülmesi anlamına gelmez.

  • Arabuluculuk görüşmeleri: Anlaşmalı çözüm arayışı kapsamında yapılan arabuluculuk veya benzeri görüşmelere katılmak, karşı tarafın davranışlarının affedildiği anlamına gelmez; aksine uyuşmazlığın sürdüğünü gösterir.

  • Çocuk teslimi: Velayet düzenlemesi çerçevesinde çocuğun teslimi için zorunlu kısa süreli bir araya gelmeler, af veya barışma göstergesi sayılmaz.

Bu davranışların af sayılıp sayılmayacağı, yukarıdaki "Hâkimin Uygulamada Dikkat Ettiği Ölçütler" başlığında sayılan unsurlarla birlikte, dosyanın bütünlüğü içinde değerlendirilir. Taraf, bu tür bir zorunluluk nedeniyle hareket ettiğini ispatlayabildiği ölçüde, salt birlikte bulunmuş olmak kendisi aleyhine af karinesi oluşturmaz.

Örnek Senaryolar: Af ve Hoşgörü Uygulamada Nasıl Değerlendirilir?

Aşağıdaki senaryolar, yukarıda açıklanan ilkelerin somut olaylara nasıl uygulanabileceğini göstermek amacıyla hazırlanmış genel örneklerdir; her dosyanın sonucu kendi delil durumuna göre değişir.

  • "Eşim beni aldattı, bir ay sonra tekrar birlikte yaşamaya başladık. Şimdi bu olaya dayanarak dava açabilir miyim?" Bu, TMK m.161 anlamında affetmiş sayılmayı gösteren tipik bir davranıştır. Eş bu zina eylemine dayanarak dava açarsa, dava affeden tarafın dava hakkı bulunmadığı gerekçesiyle usulden reddedilebilir.

  • "Affettiğim eşim yeniden aldattı. Eski olayı da dilekçeme yazabilir miyim?" Hayır; önceki zina affedilmiş sayılsa da, yeni zina eylemi affedilmemiş bağımsız bir olaydır ve bu yeni eyleme dayanılarak TMK m.161 uyarınca yeniden dava açılabilir.

  • "Boşanma davası açtım ama çocuğun okulu yüzünden birkaç hafta aynı evde kaldık. Bu af sayılır mı?" Kısa süreli birlikte yaşama tek başına kesin bir ölçü değildir; mahkeme, bu sürenin evlilik birliğini yeniden kurma iradesini mi yoksa yalnızca pratik bir zorunluluğu mu yansıttığını somut olayın koşullarına göre değerlendirir.

  • "Ekonomik imkanım olmadığı için eşimle aynı evde yaşamaya devam ediyorum, bu durum af sayılıp haklarımı kaybettirir mi?" Yalnızca ekonomik imkansızlık nedeniyle aynı çatı altında yaşamaya devam etmek, tek başına affetme iradesini göstermeyebilir; mahkeme bu durumda tarafın gerçek iradesini diğer delillerle (yazışmalar, tanık beyanları) birlikte değerlendirir.

  • "Açtığım boşanma davasından feragat ettim, sonra eşim yine kötü davranışlar sergiledi. Yeniden dava açabilir miyim?" Evet, feragat genel olarak feragat edilen olayların affedildiği şeklinde yorumlanabilir; ancak feragatten sonra yaşanan yeni ve bağımsız olumsuz davranışlar, TMK m.166/1 kapsamında yeniden değerlendirmeye konu olabilir.

  • "Eşimin sadakatsiz davrandığına dair sadece mesaj kayıtları ve fotoğraflar var, bu zina davası için yeterli mi?" Mesaj ve fotoğraflar tek başına yeterli olmayabilir; Yargıtay içtihadına göre zina iddiasının cinsel ilişkinin gerçekleştiğine dair kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ispatlanması gerekir. Delil bu standardı karşılamıyorsa dava, genel boşanma sebebi (TMK m.166) yönünden değerlendirilebilir.

Affetme Boşanma Davasını Nasıl Etkiler? Dava Reddedilir mi?

Affetmenin etkisi, dayanılan boşanma sebebine göre değişir:

  • TMK m.161 / m.162 (özel boşanma sebepleri): Af tespit edilirse dava hakkı düşer ve dava usulden reddedilir; mahkeme olayın esasına dahi girmez.

  • TMK m.166 (genel boşanma sebebi): Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olay, kusur değerlendirmesine dahil edilmez; dava tamamen reddedilmeyebilir ama o olay davacı lehine delil olarak kullanılamaz.

Zina iddiasına dayalı davalarda ayrıca ispat standardının da yüksek tutulduğu görülmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025/1886 Esas, 2026/608 Karar sayılı ve 20.01.2026 tarihli kararında, mesajlaşma kayıtları ve fotoğraflara dayanılarak Bölge Adliye Mahkemesi'nce onanan zina temelli boşanma kararı, cinsel ilişkinin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ispatlanamadığı gerekçesiyle bozulmuş; dosyanın genel boşanma sebebi (m.166) yönünden yeniden değerlendirilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.

Af veya Hoşgörüden Sonra Yeni Bir Sebeple Boşanma Davası Açılabilir mi?

Affetme, yalnızca affedilen somut olayın dava/kusur dayanağı olarak kullanılmasını engeller; evlilik birliğinin geleceğini garanti altına almaz. Af veya hoşgörüden sonra yaşanan yeni olaylar, hem tek başına hem de önceki (affedilmiş) olaylarla birlikte değerlendirilerek yine boşanma sebebi oluşturabilir.

Nitekim yukarıda değinilen 2017/14259 Karar sayılı kararda, kadının feragati nedeniyle erkeğin önceki kusuru affedilmiş sayılmakla birlikte, Yargıtay tarafların sonraki dönemde yaşadığı yeni olumsuz davranışları (çocuklara karşı olumsuz tutum, eşin ailesine hakaret gibi) değerlendirerek evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı sonucuna varmış ve TMK m.166/1 uyarınca boşanma kararı verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Af ve Hoşgörü Karşılaştırması

Kriter

Af (TMK m.161-162)

Hoşgörü ile Karşılama (TMK m.166)

Yasal dayanağı

Kanunda açıkça düzenlenmiş

Kanunda yer almaz, içtihatla gelişmiştir

Uygulandığı sebep

Özel boşanma sebebi: zina, hayata kast/pek kötü/onur kırıcı davranış

Genel boşanma sebebi: evlilik birliğinin sarsılması

Hukuki sonucu

Dava hakkı düşer, dava usulden reddedilir

Olay kusur ilkesi çerçevesinde yüklenemez, esastan değerlendirilir

İspat şekli

Açık beyan veya fiili tutum, delil serbestisi geçerlidir

Fiili tutum ve davranışlar (birlikte yaşama, barışma vb.)

İspat yükü

İddia eden tarafa aittir (HMK m.190)

İddia eden tarafa aittir (HMK m.190)

Af veya hoşgörü iddiasının çekişmeli bir boşanma davasında ne şekilde ileri sürüldüğüne dair genel süreç bilgisi için Çekişmeli Boşanma Davası Nasıl Açılır? rehberimize de bakabilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Affetme sözlü mü olmalı, yazılı mı?

Af için kanunda belirli bir şekil şartı yoktur. Açık bir sözlü veya yazılı beyanla olabileceği gibi, affı gösteren fiili tutum ve davranışlarla (örneğin birlikte yaşamaya devam etmek) da ortaya çıkabilir. Önemli olan, affın somut ve açık biçimde ispatlanabilmesidir.

Ne kadar süre birlikte yaşamak af veya hoşgörü sayılır?

Kanunda bu konuda sabit bir süre belirlenmemiştir; süre tek başına belirleyici değildir, hâkimin takdir yetkisi çerçevesinde somut olayın koşulları bir bütün olarak değerlendirilir. Yargıtay'ın 2025/791 Karar sayılı kararında 15-20 günlük birlikte yaşama süresi hoşgörü/af göstergesi olarak kabul edilmiştir; ancak bu, her dosya için aynı sonucu garanti eden kesin bir ölçü değildir.

Af iddiasını kim ispatlamalıdır?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi uyarınca ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Buna göre af veya hoşgörü iddiasını ileri süren taraf, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Af, karine olarak var sayılmaz; somut olgularla (tanık beyanı, birlikte yaşama, yazışmalar, feragat gibi usuli işlemler) ortaya konmalıdır.

Affedilen bir olay tekrar ederse ne olur?

Af veya hoşgörü yalnızca affedilen somut olayı kapsar. Aynı nitelikte bir davranış tekrarlanırsa, yeni olay kendi başına bağımsız bir boşanma sebebi oluşturabilir; ayrıca önceki affedilmiş olaylarla birlikte değerlendirilerek evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı sonucuna da katkı sağlayabilir.

Boşanma davası açıldıktan sonra barışmak davayı otomatik olarak düşürür mü?

Barışma tek başına davayı düşürmez; davanın sonlanması için feragat, sulh veya duruşmaya gelinmemesi gibi usuli bir adımın atılması gerekir. Ancak barışma ve bu yöndeki birlikte yaşama, yukarıda açıklandığı gibi affetme/hoşgörü değerlendirmesinde mahkemece dikkate alınabilir.

Af savunması dava dilekçesinde nasıl ileri sürülür?

Af veya hoşgörü savunması, davalı tarafından cevap dilekçesinde açıkça ileri sürülmeli ve bunu destekleyen deliller (tanık, yazışma, birlikte yaşamaya devam edildiğine dair belgeler, feragat gibi usuli işlemler) dilekçe ekinde sunulmalıdır. Savunmanın zamanında ve gerekçeleriyle ileri sürülmesi, davanın seyri açısından belirleyici olabilir. Dilekçe hazırlığına dair genel bilgi için Boşanma Dilekçesi Nasıl Yazılır? rehberimize bakabilirsiniz.

Affetme zımnen olabilir mi?

Evet. Af için açık bir sözlü veya yazılı beyan şart değildir; taraf iradesini fiili davranışlarıyla da ortaya koyabilir. Boşanma davası açıldıktan sonra bir süre daha birlikte yaşamaya devam etmek, ortak tatile çıkmak veya davadan feragat etmek gibi davranışlar, Yargıtay içtihadına göre zımni (örtülü) af veya hoşgörü göstergesi olarak kabul edilebilir.

Af yalnızca sözlü beyanla mı gerçekleşir?

Hayır. Af kanunda belirli bir şekle bağlanmamıştır; sözlü beyan yeterli olabileceği gibi, yazılı bir mesaj, birlikte yaşamaya devam etmek veya barışma girişimleri gibi fiili davranışlarla da ispatlanabilir. Önemli olan, affetme iradesinin açık ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konmuş olmasıdır.

Kaynakça

Bu yazıda atıf yapılan mevzuat ve içtihat aşağıda listelenmiştir:

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.1, m.2, m.161, m.162, m.166

  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.190

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2024/4187 E., 2025/791 K., 03.02.2025

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2017/6482 E., 2017/14259 K., 11.12.2017

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2025/1886 E., 2026/608 K., 20.01.2026

Sonuç ve İletişim

Özetle: TMK m.161 ve m.162 kapsamında affeden eş, aynı olaya dayanarak boşanma davası açamaz. TMK m.166 kapsamında ise affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar kusur değerlendirmesinde dikkate alınmaz. Ancak affın kapsamı yalnızca affedilen olayı içerir; sonradan gerçekleşen yeni olaylar bağımsız boşanma sebebi oluşturabilir. Bu nedenle her dosyada affın varlığı ve kapsamı somut deliller ile ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Dosyanızın güncel mevzuat ve içtihat çerçevesinde değerlendirilmesi için büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

Av. Murat Akman — Ankara Barosu Sicil No: 42294

Korkutreis, Strazburg Cd. Belgin İş Merkezi No:17/1, 06430 Çankaya/Ankara

Telefon: +90 312 911 67 90 | E-posta: av.muratakman@gmail.com

Son Yazılar

Hepsini Gör
  • Whatsapp
bottom of page