top of page

Affetme ve Hoşgörü Boşanma Davasını Etkiler mi?

  • 18 Tem
  • 11 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 19 Tem

Af ve hoşgörünün boşanma davasına etkisi doğrudan ve belirleyicidir. Türk Medeni Kanunu'nun (4721 Sayılı Kanun) zina (m.161) ve hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (m.162) gibi özel boşanma sebeplerinde, affeden tarafın o olaya dayalı dava hakkı ortadan kalkar ve davası bu gerekçeyle esastan reddedilir. Evlilik birliğinin sarsılması başlıklı genel boşanma sebebinde (m.166) ise kanun metninde "hoşgörü" ifadesi geçmese de, Yargıtay içtihadına göre affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar kusur değerlendirmesi dışında bırakılır ve tek başına boşanma sebebi sayılmaz. Ancak af ve hoşgörünün etkisi yalnızca ilgili somut olayla sınırlıdır; sonradan yaşanan yeni olumsuz davranışlar bağımsız bir dava sebebi oluşturabilir.

Önemli Hatırlatma: Bu sayfadaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır, somut bir dosya için hukuki görüş yerine geçmez. Her olayın af veya hoşgörü sayılıp sayılmayacağı, hâkimin takdir yetkisi çerçevesinde dosyanın kendine özgü koşullarına göre değerlendirilir.

Boşanma davalarında sık karşılaşılan savunmalardan biri, davacının dayandığı olayı daha önce affettiği ya da bu olaya hoşgörüyle yaklaştığı iddiasıdır. Türk Medeni Kanunu, aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları düzenlerken affetmeyi bazı boşanma sebepleri bakımından açıkça bir savunma olarak tanımlar; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadı ise bu ilkeyi hoşgörü kavramıyla genel boşanma sebebine de taşımıştır. Bu savunmanın kabul edilmesi; m.161 ve m.162 kapsamındaki davalarda davanın Aile Mahkemesi'nce esastan, affeden tarafın dava hakkı bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesine, m.166 kapsamındaki davalarda ise ilgili olayın esastan incelenirken kusur değerlendirmesi dışında bırakılmasına yol açabilir.

Boşanma Hukukunda "Af" Nedir? Yasal Dayanağı Nedir?

Af, TMK'da yalnızca zina (m.161) ve hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (m.162) gibi özel boşanma sebepleri için açıkça düzenlenmiş, dava hakkını ortadan kaldıran bir savunmadır. Mağdur eşin, kusurlu davranışı öğrendikten sonra bunu affettiğini gösteren bir irade beyanında bulunması veya bu yönde fiilen davranması hâlinde, o eş artık aynı olaya dayanarak Aile Mahkemesi'nde boşanma davası açamaz. Zina, TMK m.185'te düzenlenen ve eşlerin birbirine sadık kalma yükümlülüğünü (sadakat yükümlülüğü) ağır şekilde ihlal eden bir davranış olduğundan, kanun koyucu bu sebebi özel bir boşanma nedeni olarak ayırmış ve affı da bu sebebe özgü, dava hakkını doğrudan sona erdiren bir savunma olarak düzenlemiştir.

Kanunun bu konudaki düzenlemesi sade bir dille şöyle özetlenebilir: TMK m.161 uyarınca eşlerden biri zina ederse diğer eş boşanma davası açabilir; ancak bu hak sınırsız değildir — davacı eş, zina eylemini öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde, her hâlde eylemin üzerinden beş yıl geçmeden dava açmalıdır, bu süreler dolduktan sonra dava hakkı kendiliğinden düşer. TMK m.162 de benzer bir yapı içerir: eşlerden biri, diğerinin hayatına kastetmesi, kendisine pek kötü davranması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunması nedeniyle boşanma davası açabilir; burada da öğrenmeden itibaren altı ay ve olayın üzerinden beş yıl geçmesiyle dava hakkı düşer. Her iki maddede de kanun açıkça "affeden tarafın dava hakkı yoktur" der — yani mağdur eş, kusurlu davranışı öğrendikten sonra karşı tarafı affettiğini gösteren bir tutum sergilerse, artık aynı olaya dayanarak dava açamaz.

Bu iki maddede geçen altı aylık ve beş yıllık süreler, hukuk dilinde hak düşürücü süre (yani bu süreler dolduktan sonra dava hakkının, taraflar bir şey yapmasa bile kendiliğinden ortadan kalkması) olarak adlandırılır: hâkim bu durumu re'sen (yani taraflar ileri sürmese bile mahkeme hâkimi tarafından kendiliğinden) gözetir. Af da benzer şekilde, özel boşanma sebeplerine özgü dava hakkını doğrudan düşüren bir kurumdur. Teknik bir ayrımı burada belirtmek gerekir: hak düşürücü sürenin geçmesi veya affetme, davanın incelenebilmesi için aranan bir usul şartının eksikliği değil, doğrudan o sebebe dayalı dava hakkının ortadan kalkmasıdır; bu nedenle mahkeme davayı "affeden tarafın dava hakkı bulunmadığı" gerekçesiyle reddeder.

Zina iddiasına dayalı davalarda affın ve delillerin nasıl değerlendirildiğine dair ayrıntılı bilgi için [Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanma Nasıl İspatlanır?](https://www.muratakman.com/post/zina-nedeniyle-bosanma-davasi) yazımıza bakabilirsiniz. TMK m.162 kapsamındaki hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle boşanma hakkında ise [Hayata Kast, Pek Kötü Davranış ve Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma (TMK 162)](https://www.muratakman.com/post/hayata-kast-pek-kotu-onur-kirici-davranis-tmk-162) yazımızı inceleyebilirsiniz.

"Hoşgörü ile Karşılama" Nedir? Aftan Farkı Nedir?

Hoşgörü ile karşılama, kanunda "af" gibi ayrı bir madde ile düzenlenmiş bir kavram değildir; TMK m.166'da düzenlenen evlilik birliğinin sarsılması başlıklı genel boşanma sebebine Yargıtay içtihadıyla uygulanan bir ilkedir. TMK m.166 metninde "hoşgörü" ifadesi geçmez; bu kavram, genel sebebe dayalı davalarda hangi olayların kusur ilkesi çerçevesinde taraflara yüklenebileceğinin belirlenmesinde mahkeme içtihadıyla geliştirilmiştir.

"Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir..." (TMK m.166/1)

Pratik fark şudur: Af, m.161 ve m.162'ye özgü, dava hakkını doğrudan düşüren ve davanın reddiyle sonuçlanan bir savunmadır. Hoşgörü ile karşılama ise m.166 kapsamındaki genel sebebe dayalı davalarda, hoşgörüyle karşılanan olayın kusur değerlendirmesine dahil edilmemesi sonucunu doğurur; yani davanın tamamının reddi değil, o olayın delil/kusur değerlendirmesi dışında bırakılması söz konusudur.

Bu noktada belirleyici olan, evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede çekilmez hale gelip gelmediğidir; hoşgörüyle karşılanan bir olay, bu değerlendirmede davacı lehine kullanılamaz.

Doktrinde af ve hoşgörü kurumu, TMK m.2'de düzenlenen dürüstlük kuralı ile de ilişkilendirilir. Kanun bu maddede şöyle der:

"Madde 2 - Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." (TMK m.2)

Bir davranışı açıkça hoşgörüyle karşılayan ve evlilik birliğini o davranışa rağmen sürdüren tarafın, sonradan aynı davranışa dayanarak dava açması, venire contra factum proprium (yani çelişkili davranış yasağı; bir kişinin kendi önceki tutumuyla çelişen bir hak talebinde bulunamaması ilkesi) ve dürüstlük kuralına aykırılık oluşturabileceği için hukuken korunmaz.

TMK m.166 kapsamındaki evlilik birliğinin sarsılması, kusur değerlendirmesi ve tazminat konularında daha kapsamlı bilgiye [Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması (TMK 166/1): Kusur, İtiraz ve Tazminat Rehberi](https://www.muratakman.com/post/evlilik-birliginin-temelinden-sarsilmasi) yazımızdan ulaşabilirsiniz.

Affetme ve Hoşgörü Nasıl İspatlanır?

İspat Yükü: Af veya hoşgörü iddiasını ileri süren taraf, bu iddiasını ispatla yükümlüdür (HMK m.190).

Türk hukukunda af veya hoşgörünün ispatında delil serbestisi ilkesi (yani mahkemenin, kanunun aksini öngörmediği her türlü delili değerlendirebilmesi) geçerlidir; tanık beyanı, yazışmalar, birlikte ikamet kayıtları ve davadan feragat gibi usuli işlemler (yani davanın seyrini etkileyen, mahkemeye yönelik resmi işlemler) dahil her türlü delil kullanılabilir. Af veya hoşgörünün varlığı, açık bir beyanla olabileceği gibi taraflardan birinin fiili tutum ve davranışlarından da çıkarılabilir. (Boşanma davalarında delil türleri ve ispat standartları hakkında genel bilgi için [Boşanma Davalarında Delil Rehberi](https://www.muratakman.com/post/bosanma-davalarinda-delil-rehberi) yazımızı da inceleyebilirsiniz.)

Yargıtay Hangi Davranışları Af veya Hoşgörü Sayıyor?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin güncel kararlarında bu konuda üç genel eğilim öne çıkmaktadır:

  • Dava sonrası birlikte yaşamaya devam etmek: Boşanma davası açıldıktan sonra tarafların bir süre daha birlikte yaşamaya devam etmesi, önceki olayların affedildiği veya en azından hoşgörüyle karşılandığı sonucunu doğurabilir.

  • Davadan feragat etmek: Bir eşin kendi açtığı boşanma davasından feragat etmesi, karşı tarafın o âna kadarki kusurlu davranışlarını affettiği anlamına gelebilir.

  • Barışma girişimleri: Taraflar arasında yaşanan barışma girişimleri ve bu yöndeki fiili davranışlar, hoşgörü göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Örneğin Yargıtay 2. HD, 03.02.2025 tarihli, 2024/4187 E., 2025/791 K. sayılı kararında, erkeğin boşanma davası açmasından sonra tarafların 15-20 gün kadar birlikte yaşamaya devam ettiği tespit edilmiş ve Daire şu değerlendirmeyi yapmıştır:

"...tarafların 15-20 gün gibi bir müddet birlikte yaşamaya devam ettikleri, bu haliyle evlilik birliğinin devam ettiği anlaşılmaktadır. Böyle bir durumda; eşler aralarında gerçekleşmiş önceki olayları affetmiş, en azından hoşgörü ile karşılamış sayılmalıdır. Affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış olaylara dayanılarak boşanma kararı verilemez." (Yargıtay 2. HD, 03.02.2025 tarihli, 2024/4187 E., 2025/791 K.)

Bu karar sonucunda Daire, kadına kusur yüklenemeyeceğine ve erkeğin davasının reddi gerektiğine hükmederek İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur. Dosya, İstinaf aşamasında ilgili Bölge Adliye Mahkemesi'nce görülmüş, karar temyiz üzerine Yargıtay'a taşınmıştır. Bu sonucun arkasındaki mantık açıktır: dava açıldıktan sonra tarafın kendi iradesiyle ortak yaşamı sürdürmesi, evlilik birliğini korumaya yönelik bir tercih olduğunu gösterir; bu tercihten sonra aynı olaylara dayanarak boşanma istemek, çelişkili davranış yasağı (yani kişinin kendi önceki tutumuyla çelişen bir talepte bulunamaması ilkesi) ile bağdaşmaz. Yani karar, sözle değil fiille ortaya konan af veya hoşgörü iradesinin de hukuken sonuç doğurduğunu teyit etmektedir. Aynı ilke zina gibi özel boşanma sebeplerinde de geçerlidir: eş, zina eylemini öğrendikten sonra bir süre daha birlikte yaşamaya devam ederse TMK m.161 anlamında affetmiş sayılır ve bu olaya dayanarak dava açamaz; ancak eş yeniden zina yaparsa, bu yeni eylem affedilmemiş bağımsız bir dava sebebi oluşturur.

Feragat yoluyla affın örneği ise Yargıtay 2. HD, 11.12.2017 tarihli, 2017/6482 E., 2017/14259 K. sayılı kararında görülür. Bu kararda kadının kendi açtığı boşanma davasından feragat etmesi, erkeğin daha önceki sadakatsiz davranışını affettiği şeklinde yorumlanmış ve bu olay artık erkeğe kusur olarak yüklenememiştir. Bunun nedeni açıktır: feragat, davacının kendi iradesiyle o dava konusu olaydan vazgeçtiği anlamına gelen usuli bir işlemdir (yani mahkemeye yönelik, davanın sonucunu doğrudan etkileyen resmi bir beyandır); ağır bir kusur iddiasını ciddi şekilde ileri süren bir tarafın bu iddiadan kendi rızasıyla vazgeçmesi, hayatın olağan akışına göre ancak affetme veya en azından hoşgörü iradesiyle açıklanabilir. Ancak bu af, yalnızca feragat edilen olayı kapsar; feragatten sonra yaşanan yeni ve bağımsız olumsuz davranışlar, ayrıca bir dava sebebi oluşturabilir.

Burada bir noktaya dikkat edilmelidir: Bu sonuç, davanın açılmasını engelleyen ayrı bir usul şartından (hukuki yarar yokluğu) kaynaklanmaz; doğrudan kusurun nasıl değerlendirileceğiyle ilgilidir. Hukuki yarar ile affın esasa etkisi birbirine karıştırılmamalıdır.

Hâkimin Uygulamada Dikkat Ettiği Ölçütler

Af veya hoşgörünün varlığını değerlendirirken hâkim, tek bir olguya değil, dosyadaki bütün delillerin birlikte değerlendirilmesine dayanır. Uygulamada hâkimin dosya üzerinde dikkate aldığı başlıca ölçütler şunlardır:

  1. Boşanma davası açıldıktan sonra ortak yaşamın fiilen devam edip etmediği ve varsa ne kadar sürdüğü

  2. Taraflarca birlikte tatil yapılıp yapılmadığı, birlikte çekilmiş güncel fotoğrafların veya evlilik birliğinin sürdüğü izlenimini veren sosyal medya paylaşımlarının bulunup bulunmadığı

  3. Taraflar arasındaki mesajlaşmaların içeriği ve tonu, affı veya hoşgörüyü gösteren yazılı bir beyan olup olmadığı

  4. Aile, yakın çevre veya ortak tanıdıkların tanık anlatımlarının affetme/hoşgörü yönünde mi, yoksa bunu çürütür nitelikte mi olduğu

  5. Daha önce açılmış bir davadan feragat edilip edilmediği, edildiyse hangi olaylara ilişkin olduğu

  6. Affettiğini iddia eden tarafın bu iddiasını hangi somut delillerle desteklediği

Bu ölçütlerin hiçbiri tek başına kesin sonuç doğurmaz; hâkim, dosyadaki tüm delilleri bir bütün olarak değerlendirerek affetme veya hoşgörü iradesinin gerçekten var olup olmadığına karar verir. Hâkimin boşanma davasında genel olarak nelere dikkat ettiğine dair daha kapsamlı bilgi için [Hâkim Boşanma Davasında Nelere Bakar?](https://www.muratakman.com/post/hakim-bosanma-davasinda-nelere-bakar) yazımıza da göz atabilirsiniz.

Önemli Hak Kaybı Uyarısı: Af veya hoşgörü savunmasının doğru zamanda ve doğru delillerle ileri sürülmemesi, ya da TMK m.161 ve m.162'deki altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü sürelerin gözden kaçırılması, dosyanızda telafisi güç hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle dosyanızdaki af veya hoşgörü iddiasını ileri sürmeden veya buna karşı bir savunma hazırlamadan önce bir boşanma avukatından hukuki destek almanız önerilir.

Affetme Sayılmayan Davranışlar

Uygulamada sıkça karıştırılan bir husus, bazı zorunluluktan kaynaklanan davranışların otomatik olarak af veya hoşgörü sayılmasıdır. Oysa af iradesinin açık ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konması gerekir; aşağıdaki durumlar tek başına ve mutlaka af anlamına gelmez, somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilir:

  • Çocuk nedeniyle aynı evde kalmak: Boşanma süreci devam ederken çocuğun okulu, düzeni veya psikolojisi gözetilerek aynı evde bir süre daha kalınması, tek başına affetme iradesini göstermez.

  • Ekonomik zorunluluk: Ayrı bir konut tutacak maddi imkânın bulunmaması nedeniyle aynı çatı altında yaşamaya devam etmek, taraf başka bir yerde kalabilecek imkâna sahip olmadığını ispatladığı ölçüde af olarak yorumlanmayabilir.

  • Tedavi süreci: Eşlerden birinin sağlık sorunları nedeniyle diğerinin bakım/destek sağlamak amacıyla bir süre birlikte kalması, af iradesinden çok insani/zorunlu bir yardım olarak değerlendirilebilir.

  • Kısa süreli görüşmeler: Ortak çocuk veya mal varlığı gibi konuları görüşmek amacıyla yapılan kısa süreli, sınırlı görüşmeler, evlilik birliğinin fiilen sürdürülmesi anlamına gelmez.

  • Arabuluculuk görüşmeleri: Anlaşmalı çözüm arayışı kapsamında yapılan arabuluculuk veya benzeri görüşmelere katılmak, karşı tarafın davranışlarının affedildiği anlamına gelmez; aksine uyuşmazlığın sürdüğünü gösterir.

  • Çocuk teslimi: Velayet düzenlemesi çerçevesinde çocuğun teslimi için zorunlu kısa süreli bir araya gelmeler, af veya barışma göstergesi sayılmaz.

Bu davranışların af sayılıp sayılmayacağı, hâkimin yukarıda sayılan ölçütler ışığında dosyanın bütünlüğü içinde yapacağı değerlendirmeye bağlıdır. Taraf, bu tür bir zorunluluk nedeniyle hareket ettiğini ispatlayabildiği ölçüde, salt birlikte bulunmuş olmak kendisi aleyhine af karinesi oluşturmaz.

Affetme Boşanma Davasını Nasıl Etkiler? Dava Reddedilir mi?

Affetmenin etkisi, dayanılan boşanma sebebine göre değişir:

  • TMK m.161 / m.162 (özel boşanma sebepleri): Af tespit edilirse affeden tarafın o sebebe dayalı dava hakkı ortadan kalkar ve davası bu gerekçeyle reddedilir; mahkeme artık affedilen olayı kusur unsuru olarak değerlendirmez.

  • TMK m.166 (genel boşanma sebebi): Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olay, kusur değerlendirmesine dahil edilmez; dava tamamen reddedilmeyebilir ama o olay davacı lehine delil olarak kullanılamaz.

Zina iddiasına dayalı davalarda ayrıca ispat standardının da yüksek tutulduğu görülmektedir. Yargıtay 2. HD, 20.01.2026 tarihli, 2025/1886 E., 2026/608 K. sayılı kararında, mesajlaşma kayıtları ve fotoğraflara dayanılarak Bölge Adliye Mahkemesi'nce onanan zina temelli boşanma kararı, cinsel ilişkinin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ispatlanamadığı gerekçesiyle bozulmuş; dosyanın genel boşanma sebebi (m.166) yönünden yeniden değerlendirilmesi gerektiğine hükmedilmiştir. Bu karardaki ilke açıktır: zina, m.161 kapsamında affeden tarafın dava hakkını tamamen ortadan kaldıracak kadar ağır sonuçlar doğuran özel bir sebep olduğundan, ispat yükü de buna orantılı şekilde yüksek tutulur; buna karşılık aynı deliller, daha genel ve esnek bir değerlendirmeye tabi olan m.166 kapsamında kusurun tespiti için yine de dikkate alınabilir.

Af veya Hoşgörüden Sonra Yeni Bir Sebeple Boşanma Davası Açılabilir mi?

Af veya hoşgörüden sonra yaşanan yeni olumsuz davranışlar, hem tek başına hem de önceki affedilmiş olaylarla birlikte değerlendirilerek evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı sonucuna katkı sağlayabilir.

Yargıtay 2. HD, 11.12.2017 tarihli, 2017/6482 E., 2017/14259 K. sayılı kararda, kadının feragati nedeniyle erkeğin önceki kusuru affedilmiş sayılmakla birlikte, Yargıtay tarafların sonraki dönemde yaşadığı yeni olumsuz davranışları (çocuklara karşı olumsuz tutum, eşin ailesine hakaret gibi) değerlendirerek evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı sonucuna varmış ve TMK m.166/1 uyarınca boşanma kararı verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Af ve Hoşgörü Karşılaştırması (Ayrıntılı Tablo)

Kriter

Af (TMK m.161-162)

Hoşgörü ile Karşılama (TMK m.166)

Yasal dayanağı

Kanunda açıkça düzenlenmiş

Kanunda yer almaz, içtihatla gelişmiştir

Uygulandığı sebep

Özel boşanma sebebi: zina, hayata kast/pek kötü/onur kırıcı davranış

Genel boşanma sebebi: evlilik birliğinin sarsılması

Hukuki sonucu

Dava hakkı düşer, davası bu gerekçeyle reddedilir

Olay kusur ilkesi çerçevesinde yüklenemez, esastan değerlendirilir

İspat şekli

Açık beyan veya fiili tutum, delil serbestisi geçerlidir

Fiili tutum ve davranışlar (birlikte yaşama, barışma vb.)

İspat yükü

İddia eden tarafa aittir (HMK m.190)

İddia eden tarafa aittir (HMK m.190)

Af veya hoşgörü iddiasının çekişmeli bir boşanma davasında ne şekilde ileri sürüldüğüne dair genel süreç bilgisi için [Çekişmeli Boşanma Davası Nasıl Açılır?](https://www.muratakman.com/post/cekismeli-bosanma-davasi-rehberi) rehberimize de bakabilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Dava açıldıktan sonra aynı evde yaşamak her koşulda af sayılır mı?

Hayır, her koşulda değil. Yargıtay içtihadına göre dava açıldıktan sonra bir süre daha aynı evde yaşamaya devam etmek genellikle af veya hoşgörü göstergesi kabul edilir — örneğin Yargıtay 2. HD, 03.02.2025 tarihli, 2024/4187 E., 2025/791 K. sayılı kararında 15-20 günlük birlikte yaşama bu şekilde değerlendirilmiştir. Ancak bu yaşamanın iradi olması gerekir; çocuğun okulu veya ekonomik zorunluluk gibi bir sebeple mecburen aynı evde kalınması tek başına af sayılmaz.

WhatsApp mesajları veya "seni affettim" yazışmaları mahkemede delil olur mu?

Evet. Türk hukukunda af veya hoşgörünün ispatında delil serbestisi ilkesi geçerlidir; WhatsApp veya SMS yazışmaları, açık bir "seni affettim" beyanı içeren mesajlar dahil her türlü yazılı iletişim delil olarak sunulabilir. İspat yükü, af veya hoşgörü iddiasını ileri süren tarafa aittir (HMK m.190).

Affedilen bir aldatma (zina) eylemi sonradan tekrarlanırsa ne olur?

Affedilen zina eylemi aynı dava sebebiyle bir daha ileri sürülemez; TMK m.161 uyarınca affeden tarafın o eyleme dayalı dava hakkı ortadan kalkmıştır. Ancak eş yeniden sadakatsizlik yaparsa, bu yeni eylem affedilmemiş bağımsız bir dava sebebi oluşturur ve gerekirse önceki affedilmiş olaylarla birlikte de değerlendirilebilir.

Boşanma davası devam ederken barışmak davayı kendiliğinden düşürür mü?

Hayır. Barışma tek başına davayı düşürmez; davanın sona ermesi için feragat, sulh veya duruşmaya gelinmemesi gibi usuli bir adımın atılması gerekir. Ancak barışma ve bu yöndeki birlikte yaşama, af veya hoşgörü değerlendirmesinde mahkemece dikkate alınabilir.

Dosyanızda Af veya Hoşgörü İddiası Varsa Nelere Dikkat Etmelisiniz?

Yukarıda anlatılan ölçütler ışığında, davanızda af veya hoşgörü savunması gündeme geldiğinde şu pratik adımları izlemeniz faydalı olacaktır:

  • Zaman çizelgesi oluşturun: Hangi olayın ne zaman yaşandığı, ne zaman öğrenildiği ve sonrasında hangi davranışların sergilendiği (birlikte yaşama, tatil, mesajlaşma) net bir kronoloji hâlinde belgelenmelidir.

  • Delillerinizi koruyun: Mesajlaşma kayıtları, tanık bilgileri ve birlikte yaşamaya dair belgeler zamanla kaybolabilir; bu delilleri erken aşamada güvenli şekilde saklayın.

  • Zorunluluk hâllerini belgeleyin: Çocuğun okulu, ekonomik imkânsızlık veya sağlık nedeniyle aynı evde kalmaya devam ettiyseniz, bu zorunluluğu gösteren belgeleri (gelir durumu, sağlık raporu, ayrı konut arayışına dair yazışmalar vb.) hazırlayın.

  • Süreleri gözden kaçırmayın: TMK m.161 ve m.162'deki altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü süreler (yani bu süreler dolunca dava hakkının kendiliğinden ortadan kalkması) hâkim tarafından re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır; bu sürelerin geçip geçmediğini mutlaka kontrol edin.

  • Savunmayı zamanında ileri sürün: Af veya hoşgörü savunması, cevap dilekçesinde açıkça ve delilleriyle birlikte ileri sürülmelidir; sürecin ilerleyen aşamalarında ileri sürülmesi hak kaybına yol açabilir.

Her dosyanın delil durumu farklıdır; yukarıdaki hususlar genel bir yol haritası niteliğindedir ve somut olayınıza özgü değerlendirme için bir boşanma avukatından hukuki destek almak faydalı olacaktır.

Kaynakça

Bu yazıda atıf yapılan mevzuat ve içtihat aşağıda listelenmiştir:

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.2, m.161, m.162, m.166, m.185

  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.190

  • Yargıtay 2. HD, 03.02.2025 tarihli, 2024/4187 E., 2025/791 K.

  • Yargıtay 2. HD, 11.12.2017 tarihli, 2017/6482 E., 2017/14259 K.

  • Yargıtay 2. HD, 20.01.2026 tarihli, 2025/1886 E., 2026/608 K.

Sonuç ve İletişim

TMK m.161 ve m.162 kapsamında affeden eş, aynı olaya dayanarak boşanma davası açamaz; TMK m.166 kapsamında ise affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylar kusur değerlendirmesinde dikkate alınmaz. Affın kapsamı yalnızca affedilen olayı içerir — sonradan gerçekleşen yeni olaylar bağımsız bir boşanma sebebi oluşturabilir. Bu nedenle her dosyada affın varlığı ve kapsamı, somut delillere dayanılarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Af veya hoşgörü savunmasının dosyanıza etkisi, elinizdeki delillere ve olayların zamanlamasına göre değişir; bu nedenle atılacak ilk adım, mevcut belge ve olayların bir boşanma avukatı ile birlikte değerlendirilmesidir. Sorularınızı veya dosyanızın özelliklerini büromuza iletmek isterseniz, aşağıdaki kurumsal iletişim bilgilerinden bize ulaşabilirsiniz.

Av. Murat Akman — Ankara Barosu Sicil No: 42294

Korkutreis, Strazburg Cd. Belgin İş Merkezi No:17/1, 06430 Çankaya/Ankara

Telefon: +90 312 911 67 90 | E-posta: av.muratakman@gmail.com

  • Whatsapp
bottom of page