Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanma Nasıl İspatlanır? 2026 Rehberi
- 15 Kas 2023
- 17 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 5 gün önce
Zina Nedeniyle Boşanma Davası: Kısa Cevap
Zina nedeniyle boşanma davası, eşlerden birinin evlilik dışında bir başkasıyla cinsel ilişkiye girmesi halinde diğer eşin Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesine dayanarak açabileceği özel bir boşanma davasıdır. Zina, mutlak bir boşanma sebebidir; ispatlandığında olayın evlilik birliğine etkisi ayrıca araştırılmadan boşanmaya karar verilir. Davanın açılabilmesi için zinayı öğrenmeden itibaren 6 ay ve her hâlde zina tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süreye uyulması gerekir. Zina; sadakat yükümlülüğünün ihlali ve güven sarsıcı davranıştan farklı, en ağır ve en dar kapsamlı ihlal türüdür.
Zina Nedir? TMK m. 161 ve Hukuki Tanım
Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesi “Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Evli bir kadın ya da erkeğin eşinden başka kişiyle kendi iradesiyle cinsel ilişki kurması zina olarak tanımlanabilir. Günümüzde en çok karşılaşılan boşanma sebeplerinden biri de zina nedeniyle boşanma davasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken hususlar hak düşürücü süre ve af olgusudur. Dava hakkı olan eş zina eylemini yani aldatıldığını öğrenmesinden itibaren 6 ay ve zinanın üzerinde 5 yıl geçmesi halinde dava hakkını kaybetmektedir. Zina eylemini gerçekleştiren eşini affeden eşin dava hakkı yoktur.
Zina sebebine dayalı olarak boşanmaya karar verilebilmesi için öncelikle; davalı eşin başka bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesinin veya cinsel ilişkinin gerçekleştirildiğine pek muhtemel bakılan bir durum içine girdiğinin kanıtlanması gereklidir. Cinsel ilişki gerçekleşmeyen hiçbir eylem hukuk düzeninde zina olarak kabul edilmemektedir. Eşlerden birinin aşıkane hareketleri, sadece flört etmesi, öpmesi, sarılması ya da buna benzer davranışlarda bulunması zina sebebine boşanmaya karar verilebilmesi için yeterli değildir. Ancak bu durum, aşağıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, sadakat yükümlülüğünün ihlali veya güven sarsıcı davranış olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasına konu edilebilir. Her sadakat yükümlülüğü ihlali zina değildir.
Zina, mutlak bir boşanma sebebidir. Bu sebebe dayanan bir boşanma davasında, sebebin gerçekleşmiş olması yeterli olup, ayrıca bu olayın evlilik birliği üzerindeki etkilerine (diğer bir ifade ile bu olay sebebiyle ortak yaşamın temelinden sarsılmış, amacını yitirmiş, devamına olanak kalmamış olup olmadığına) bakılmaz. Olayın gerçekleşmiş olması tek başına boşanma için yeterlidir.
Evli birinin aynı cinsten biriyle (eşcinsel, homoseksüel) cinsel ilişkiye girmesi de zinadır.
Zina Artık Suç Değildir: Tarihsel ve Anayasal Arka Plan
Türk hukukunda zina, 1996 ve 1998 yıllarına kadar 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu'nun 440 ve 441. maddeleri uyarınca ayrıca ceza hukuku bakımından suç sayılıyor ve kadın-erkek arasında farklı ispat koşullarına tabi tutuluyordu. Anayasa Mahkemesi, 23.09.1996 tarihli E.1996/15, K.1996/34 sayılı kararı ile evli erkeğin zinasını cezalandıran TCK m.441'i eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal etmiş; 23.06.1998 tarihli E.1998/3, K.1998/28 sayılı kararı ile de evli kadının zinasını cezalandıran TCK m.440'ı aynı gerekçeyle iptal etmiştir. Bu iki karar sonucunda zina, Türk hukukunda 1998'den bu yana bir ceza hukuku suçu olmaktan tamamen çıkmıştır.
Bugün zina, yalnızca aile hukuku bakımından TMK m. 161 kapsamında özel bir boşanma sebebi olarak sonuç doğurur; herhangi bir ceza soruşturması veya kovuşturmasına konu edilemez. Bu nedenle zina iddiası içeren bir boşanma davasında toplanan deliller yalnızca hukuk mahkemesindeki boşanma ve buna bağlı tazminat/nafaka taleplerinin değerlendirilmesinde kullanılır.
Sadakat Yükümlülüğü İhlali, Güven Sarsıcı Davranış ve Zina: Üç Kademeli Ayrım
Uygulamada en sık karıştırılan üç kavram, aslında ağırlık derecesine göre birbirinden kesin çizgilerle ayrılan üç ayrı hukuki kategoridir. Bu ayrımın doğru yapılması; kusur oranını, tazminat hakkını, nafaka talebini ve delil standardını doğrudan belirler.
1. Güven Sarsıcı Davranış (TMK m. 166/1) — En Geniş ve En Hafif Kademe
Güven sarsıcı davranış, sadakat yükümlülüğü ihlalinden daha geniş bir kavramdır ve TMK m. 166/1 kapsamındaki "evlilik birliğinin temelinden sarsılması" genel boşanma sebebi içinde değerlendirilir. Eşte güvensizlik yaratan ancak sadakatsizlik seviyesine ulaşmayan davranışları kapsar: başka biriyle samimi fotoğraflar (zina derecesine varmayan), eski sevgiliyle gizli yazışmalar, flört sınırında mesajlaşmalar, özel hayat hakkında yalan söylemek veya bilgi gizlemek. Kusur derecesi orta-ağır olabilir, ancak sadakat ihlali kadar ağır kabul edilmez; delil standardı da daha düşüktür.
2. Sadakat Yükümlülüğünün İhlali (TMK m. 185/3) — Orta-Ağır Kademe
TMK m. 185/3 uyarınca eşler birbirlerine sadakat göstermekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlali; cinsel ilişkinin kesin biçimde ispatlanamadığı ancak sadakatsizliğin kendisinin -fiili yakınlaşma (öpüşme, tensel temas), mahrem yakınlık, itiraf edilen romantik birliktelik düzeyinde- ortaya konduğu hallerde gündeme gelir. Yargıtay içtihadında bu ihlal genellikle ağır kusur, çoğu kararda tam kusur seviyesinde değerlendirilir; çünkü evlilik birliğinin doğrudan çökertilmesi söz konusudur. Delil standardı yükselir: net fotoğraf, otel kaydı, açık mesajlaşma gibi kuvvetli deliller aranır; ancak zinadaki gibi cinsel ilişkinin bizzat ispatı şart değildir.
3. Zina (TMK m. 161) — En Ağır ve En Dar Kademe
Zina, eşlerden birinin evlilik dışında bir üçüncü kişiyle cinsel ilişkiye girmesidir ve TMK m. 161 uyarınca mutlak boşanma sebebidir; evlilik birliğinin çekilmez hale gelip gelmediği ayrıca araştırılmaz. Kusur tam kusurdur; delil standardı en yüksek seviyededir. Aşağıdaki bölümlerde bu üç kademenin Yargıtay uygulamasındaki somut görünümleri, güncel bir içtihatla birlikte ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
Üç Kademenin Karşılaştırılması
Kriter | Güven Sarsıcı Davranış | Sadakat İhlali | Zina |
Dayanak | TMK m.166/1 | TMK m.185/3 | TMK m.161 |
Kapsam | Sadakatsizlik düzeyine varmayan davranışlar | Fiili yakınlaşma, mahrem ilişki | Cinsel ilişkinin bizzat kanıtlanması |
Kusur | Orta-ağır | Ağır, çoğu kararda tam | Tam kusur |
Delil standardı | Şüpheyi güçlendiren deliller yeterli olabilir | Güçlü, net deliller aranır | Kesin/çok kuvvetli delil (karine) şarttır |
Boşanma niteliği | Genel sebep | Genel sebep | Mutlak sebep |
Bu üç kademenin karıştırılması davanın seyrini doğrudan değiştirebilir: örneğin samimi bir fotoğraf delili "zina" olarak ileri sürülürse ispat eşiği aşılamadığı için dava zayıflar; aynı delil "güven sarsıcı davranış" olarak nitelendirilirse kusur olarak kabul edilme ihtimali yükselir.
Güncel İçtihat: Samimi Fotoğraf, Sadakat İhlali Değil Güven Sarsıcı Davranıştır
SAMİMİ FOTOĞRAFLARIN SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ İHLALİ DEĞİL, GÜVEN SARSICI DAVRANIŞ NİTELİĞİNDE OLDUĞUNA VE BU AYRIMIN KUSUR ORANINI DEĞİŞTİRDİĞİNE İLİŞKİN GÜNCEL KARAR
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/5202 K. 2025/7097 T. 10.09.2025)
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, İlk Derece Mahkemesince; davacı-davalı kadına fotoğraflar, mesaj ve telefon kayıtları esas alınarak sadakat yükümlülüğünü ihlal vakıası kusur olarak yüklenmiş ise de kadının başka bir erkek ile samimi şekilde fotoğraflarının bulunmasının güven sarsıcı davranış boyutunda olup sadakat yükümlülüğünü ihlal olarak değerlendirilmesi doğru görülmemiştir. O halde Bölge Adliye Mahkemesince kabul edilen ve gerçekleşen erkeğin kusurlu davranışları da dikkate alındığında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda taraflar eşit kusurludur. Hal böyle iken kadının ağır, erkeğin az kusurlu olduğunun kabulü doğru bulunmamış ve kararın bozulmasını gerektirmiştir.
***
GECELEYİN EVİNDEN GİZLİCE ÇIKIP BİR ASKERLE BULUŞMASI VE BİRBİRLERİNE SARILMIŞ HALDE GÖRÜLMESİ ZİNA YAPTIĞINI KABULE YETERLİ DEĞİLDİR; ANCAK TMK 166/1 GEREĞİNCE BOŞANMA KARARI VERİLEBİLİR
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2013/20105 K. 2014/2281 T. 10.02.2014)
Davalının, geceleyin evinden gizlice çıkıp, bir askerle buluştuğu ve birbirlerine sarılmış halde görüldüğü yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Mahkemece, bu eylem sabit görülmüş, eylemin "güven sarsıcı davranış veya sadakatsizlik olarak değerlendirilebileceği, zina olarak görülemeyeceği" belirtilerek dava reddedilmiş, kararı davacı temyiz etmiştir. Zina mutlak bir boşanma sebebidir. Bunun mutlak boşanma sebebi olması gerçekleşmiş olması halinde evlilik birliğini temelinden sarstığının, karine olarak kabul edilmesine dayanır. Yasa koyucu, zina olayını özel boşanma sebebi saymakla bu olayın evliliği derin biçimde sarstığını baştan kabul etmiş, ayrıca olayın evlilik birliği üzerindeki etkilerinin araştırılmasına lüzum görmemiştir. Bu bakımdan "zina" sebebine dayanan boşanma talebinin içinde evlilik birliğinin temelinden sarsılması olgusu, bu sebeple açıkça dayanılmamış olsa bile zaten mevcuttur. Yeter ki, davacı, dava dilekçesinde davalının zinası sebebiyle evliliğin kendisi açısından çekilmez hale gelmiş olduğunu belirtmiş bulunsun. Bu bakımdan, toplanan deliller davalının bir başka erkekle cinsel ilişkisine muhakkak nazarıyla bakılmasını gerektirecek yeterlikte değilse, Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi gereğince boşanma kararı verilebilir. Buna engel bir hüküm bulunmamaktadır. Davalının gerçekleşen kusurlu davranışı zina yaptığını kabule yeterli olmamakla birlikte, evlilik birliğini ortak hayatı devam ettirmesi diğer eşten beklenmeyecek derecede ve ortak hayatın devamına imkan bırakmayacak nitelikte temelinden sarstığına göre, tarafların Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesi gereğince boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, bu husus nazara alınmaksızın isteğin reddi doğru bulunmamıştır.
***
Zina Karinesi Oluşturan Deliller
Kısa cevap: Zina olayının mevcut sayılabilmesi için en önemli koşul, cinsel ilişkinin varlığının kesin veya güçlü karineyle kanıtlanmış olmasıdır. Aşağıdaki özetler karar metinlerinin kısa hukuki değerlendirmesidir; birebir alıntı değildir.
Kadının yalnızken bir erkeği eve alması ve bu kişinin yarı çıplak gizlenirken yakalanması zina karinesi oluşturur. (Yargıtay 2. HD, E.2012/16833, K.2013/17864, T.24.06.2013)
Erkeğin başka kadınla samimi fotoğrafının bulunması ve onunla birlikte yaşaması, cinsel ilişkinin güçlü karineyle gerçekleştiğine delalet eder. (Yargıtay 2. HD, E.2019/4012, K.2019/12142, T.11.12.2019)
Zinaya muhakkak gözle bakılmasını gerektirecek nitelikte fotoğraflar, tanık beyanıyla birlikte zinanın ispatı için yeterli olabilir. (Yargıtay 2. HD, E.2014/21921, K.2015/12332, T.10.06.2015)
Farklı mekân ve zamanlarda çekilmiş, olağanın dışında samimi pozlar içeren fotoğraflar, tanık beyanıyla birlikte zinanın ispatına yeterli görülebilir. (Yargıtay 2. HD, E.2017/4602, K.2018/14854, T.18.12.2018)
Evli bir kişinin başka biriyle aynı evde birlikte yaşaması, zinaya muhakkak nazarıyla bakılmasını gerektiren bir durumdur. (Yargıtay 2. HD, E.2014/21641, K.2015/6508, T.03.04.2015)
Tek Başına Yetersiz Kalan veya Zina Sayılmayan Deliller (Güven Sarsıcı Davranış)
Kısa cevap: Aşağıdaki kararlarda Yargıtay, cinsel ilişkinin güçlü karineyle kanıtlanmadığı durumlarda davranışı zina değil güven sarsıcı davranış olarak nitelendirmiştir.
Yalnızca telefonda konuşma tespiti, cinsel ilişkinin gerçekleştiğini göstermediğinden zina değil güven sarsıcı davranış sayılır. (Yargıtay 2. HD, E.2016/1282, K.2017/7819, T.20.06.2017)
Cinsel ilişkinin kesin veya güçlü karineyle kanıtlanmadığı hâllerde davranış güven sarsıcı davranış kapsamında kalır (ilke kararı). (Yargıtay 2. HD, E.2016/12529, K.2018/2543, T.26.02.2018)
Başka biriyle evden çıkarken/sokakta görülme, tek başına zina karinesi oluşturmaz; güven sarsıcı davranış sayılır. (Yargıtay 2. HD, E.2016/15989, K.2018/4730, T.09.04.2018)
Fotoğrafların zina nedeniyle boşanmaya yeterli ve elverişli nitelikte olması gerekir; tek başına yetersiz fotoğraf zina ispatı sayılmaz. (Yargıtay 2. HD, E.2009/966, K.2009/2835, T.23.02.2009)
Aynı iş yerinden bir kişiyle telefon/mesajlaşma ve araca binmiş olma, zinaya delalet eden davranış sayılmaz. (Yargıtay 2. HD, E.2008/20278, K.2010/1423, T.01.02.2010)
Delillerin Hukuka Uygunluğu Meselesi
Bu konu, hukuka aykırı delil doktrini (gizli kayıt, casus yazılım gibi) bakımından Hâkim Boşanma Davasında Nelere Bakar? rehberimizde doğrulanmış Yargıtay/AYM içtihadıyla derinlemesine ele alınmıştır.
Zina davalarında en çok tartışılan konulardan biri, delilin nasıl elde edildiğidir. Aşağıdaki iki karar, bu değerlendirmenin somut olaya göre değiştiğini gösterir:
Karşı tarafın ekran görüntülerini sırf delil oluşturmak amacıyla değil, olağan bir şekilde ele geçirdiği durumlarda delil hukuka aykırı sayılmayabilir. (Yargıtay 2. HD, E.2021/478, K.2021/1604, T.23.02.2021)
Karşı taraf, sunulan kayıtların hukuka aykırı elde edildiğini ispatlayamazsa ve zina başka delillerle de sabitse, kayıtlar hükme esas alınabilir. (Yargıtay 2. HD, E.2021/794, K.2021/2440, T.22.03.2021)
Uygulamada delilin hukuka uygunluğu her somut olayda ayrıca değerlendirilir; kesin bir kural yoktur. Bu nedenle delil toplama sürecinde dava öncesinde bir avukattan hukuki görüş almak önemlidir.
İspat Standardı: Tanık Beyanının Sınırları ve İkrarın Bağlayıcılığı
Duyuma ve başkalarının aktardıklarına dayalı tanık beyanları sabit kabul edilemez; zina bu şekilde ispatlanmış sayılmaz. (Yargıtay 2. HD, E.2009/13782, K.2010/14935, T.20.09.2010)
Davalının ikrarı hâkimi bağlamaz (TMK m.184); ancak dosyadaki diğer delillerle zina ayrıca kanıtlanmışsa karar bu delillere dayandırılır. (Yargıtay 2. HD, E.2016/5037, K.2017/10998, T.12.10.2017)
Zina Eyleminin İspatlandığının Kabul Edildiği Kararlar
El ele katılınan davetler, telefonda 'eşinin selamı' ifadesi ve evlilik dışı doğan çocuğun tanınması birlikte değerlendirildiğinde zina ispatlanmış sayılır. (Yargıtay 2. HD, E.2017/7203, K.2018/12098, T.30.10.2018)
Başka biriyle birlikte yaşama ve bu birliktelikten çocuk sahibi olma, zinanın ispatı için yeterlidir. (Yargıtay 2. HD, E.2019/2794, K.2019/7337, T.19.06.2019)
Başka biriyle karı-koca hayatı sürdüğünün sabit olması zinanın sübutu için yeterlidir. (Yargıtay 2. HD, E.2011/5750, K.2012/3148, T.20.02.2012)
Tanık beyanları ve fotoğraflarla, dava tarihine kadar başka biriyle yaşamaya devam edildiğinin anlaşılması zinanın ispatı için yeterli görülmüştür. (Yargıtay 2. HD, E.2016/14658, K.2018/1859, T.13.02.2018)
Zina İspatlanamadığı İçin Reddedilen Kararlar
Zina sebebiyle boşanmaya karar verilebilmesi için cinsel ilişkinin varlığını gösteren yeterli delil bulunması gerekir; aksi hâlde dava reddedilir. (Yargıtay 2. HD, E.2014/12732, K.2014/22944, T.17.11.2014)
Zina yapıldığı kanıtlanamazsa, salt bu sebebe dayalı davada boşanmaya karar verilemez. (Yargıtay 2. HD, E.2011/4947, K.2011/23680, T.27.12.2011)
Münhasıran zina sebebine dayanılan ve TMK m.166/1 talebi bulunmayan davada, zina ispatlanamazsa yalnızca bu sebeple ret kararı verilir. (Yargıtay 2. HD, E.2010/18806, K.2011/18522, T.14.11.2011)
Münhasıran zina sebebine dayalı davada deliller yalnızca TMK m.161 çerçevesinde değerlendirilir; m.166 kapsamında ayrıca inceleme yapılmaz. (Yargıtay 2. HD, E.2009/20556, K.2011/2985, T.22.02.2011)
Davacı zinayı ispatlayamazsa, münhasıran bu sebebe dayalı boşanma davasının reddi gerekir. (Yargıtay 2. HD, E.2009/5378, K.2009/9542, T.13.05.2009)
Hak Düşürücü Süreler ve Af
6 Aylık ve 5 Yıllık Süreler
ZİNA NEDENİYLE BOŞANMA DAVASI YASADA ÖNGÖRÜLEN HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE İÇERİSİNDE AÇILMALIDIR
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2014/19822 K. 2014/20613 T. 23.10.2014)
Dava, münhasıran Türk Medeni Kanununun 161. maddesine dayanan zina hukuki sebebine dayalı boşanma talebidir. Buna göre, dava hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer (TMK.md.161/2). Davacı kocanın, eşinin bir başka erkekle zina ettiğini Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/304 esas, 2010/134 karar sayılı dosyasının 15.09.2009 tarihli duruşmasında öğrendiği, zina nedeniyle boşanma davasını 01.04.2010 tarihinde açtığı, bu durumda davanın yasada öngörülen altı aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasında boşanma davasına münhasıran zina sebebine (TMK.m.161) dayalı olarak açıldığı konusunda bir çekişme de bulunmamaktadır. Durum böyleyken, davanın hak düşürüsü süre nedeniyle reddi gerekirken, yazılı olduğu şekilde boşanma kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
***
Temadi Eden (Devam Eden) Zina ve Sürenin Başlangıcı
HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE TEMADİ EDEN EYLEMLERDE SON EYLEMDEN İTİBAREN BAŞLAR
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2011/17018 K. 2012/14045 T. 24.05.2012)
Zina nedenine dayalı boşanma davalarında altı aylık hak düşürücü süre, temadi eden eylemlerde son eylemin bittiği tarihten başlar. Davalının zinasının devamlılık arz ettiği, tanık beyanları ve davalının sosyal ve ekonomik durumunun tespiti için kolluk tarafından düzenlenen 21.04.2011 tarihli tutanak içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durumda zina için öngörülen altı aylık sürenin son eylemden itibaren başlayacağı düşünülmeden, olayın tek eylem gibi değerlendirilip, "zina (TMK. md. 161)" sebebine dayalı boşanma davasının kabulü koşulları oluşmuş olmasına rağmen; davanın hak düşürücü süreden reddedilmesi doğru bulunmamıştır.
***
ZİNA EYLEMİ DEVAM ETTİĞİNDE, HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE DE GEÇMİŞ SAYILMAZ (ZİNA EYLEMİNİN TEMADİ ETMESİ)
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/1357 K. 2019/6263 T. 20.05.2019)
Davacı kadın tarafından özel boşanma sebeplerinden zina hukuki sebebine (TMK m. 161) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) hukuksal sebebine dayanılarak boşanma isteminde bulunulmuş, mahkemece, TMK 161. madde kapsamında yapılan değerlendirmede, davacı kadının zina eyleminden haberdar olduğu ve zina eylemini bilmesine rağmen evlilik birliğini devam ettirdiği, davacı kadının, davalı erkeğin eylemini affettiği ya da hoşgörü ile karşıladığı, bu nedenle erkeğe kusur yüklenemeyeceği, zina eyleminin temadi ettiğine dair bir delilin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine, TMK 166/1 maddesi kapsamında yapılan değerlendirmede ise davacı kadının iddiasını ispatlar delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davalı erkeğin uzun süreden beri bir başka kadınla birlikte yaşadığı, aynı kadınla ilişkisinin halen devam ettiği, sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği yapılan soruşturma ve dinlenen tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Zina eylemi devam ettiğine göre, hak düşürücü süre de geçmiş sayılmaz. Toplanan delillerden, davalı erkeğin zinasının temadi ettiği anlaşılmaktadır. O halde, davacı kadının özel boşanma sebeplerinden zina hukuki sebebine (TMK m. 161) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) hukuki sebebine dayanılarak açmış olduğu her iki davanın kabulü yerine, yazılı gerekçe ile reddi doğru görülmemiştir.
***
ZİNA EYLEMİ DEVAM ETTİĞİNDE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE GEÇMİŞ SAYILMAZ
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/6948 K. 2017/12841 T. 15.11.2017)
Davalı-karşı davacı kadın tarafından özel boşanma sebeplerinden zina hukuki sebebine (TMK m.161) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK m. 166/1) hukuksal sebebine dayanılarak boşanma isteminde bulunulmuş, mahkemece davalı-karşı davacı kadının zinaya dayalı boşanma davasının "TMK 161 maddesinde belirtilen dava sebebini öğrenilmesinden başlayarak 6 ay içerisinde açılmadığından bahisle davalı-karşı davacının zina nedenine dayalı boşanma davasının hak düşürücü süre nedeni ile" reddine karar verilmiştir. Davacı-karşı davalı erkeğin uzun süreden beri bir başka kadınla birlikte yaşadığı, aynı kadınla ilişkisinin halen devam ettiği yapılan soruşturma ve dinlenen tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Zina eylemi devam ettiğine göre, hak düşürücü süre geçmiş sayılmaz. Toplanan delillerden, davacı-karşı davalı erkeğin zinasının temadi ettiği anlaşılmaktadır. O halde, davanın kabulü yerine, yazılı gerekçe ile reddi doğru görülmemiştir.
***
Af ve Sonraki Zina Fiiline Etkisi
EŞİNİN KENDİSİ EVDE YOKKEN BİR BAŞKA ERKEĞİ EVE ALDIĞINI BİLDİĞİ HALDE, BU OLAYLARDAN SONRA EVLİLİK BİRLİĞİNİ DEVAM ETTİRMİŞ OLMASI AF NİTELİĞİNDEDİR. AFFEDEN TARAFIN DAVA HAKKI YOKTUR
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2009/19942 K. 2010/21140 T. 15.12.2010)
Davacı-davalı (koca) tarafından açılan boşanma davası, münhasıran zina (TMK.md.161) sebebine dayanmaktadır. Dinlenen davacı tanıklarının beyanlarındaki hadiseler 2005 ve 2006 yıllarına aittir. Bu olaylardan sonra tarafların başka bir yere taşındıkları ve evlilik birliğinin uzunca bir süre devam ettiği, davalı-davacı kadının en son 03.06.2008 tarihinde ortak konuttan ayrılıp, önceki evliliğinden olma çocuğunun yanında kalmaya başladığı toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Davacı-davalının, eşinin kendisi evde yokken bir başka erkeği eve aldığını bildiği halde, bu olaylardan sonra evlilik birliğini devam ettirmiş olması af niteliğindedir. Affeden tarafın dava hakkı yoktur (TMK.md.161/son). Bundan sonra birliğin devam ettiği süre zarfında davalı-davacı (kadın)ın zina eyleminin temadi ettiğine ilişkin bir delil ve tanık beyanı da bulunmamaktadır. Öyleyse zina sebebine dayanan boşanma davasının reddi gerekirken, isteğin kabulü doğru bulunmamıştır.
***
AFFEDİLEN VE HOŞGÖRÜYLE KARŞILANAN OLAYLAR, BOŞANMA SEBEBİ OLMAZ
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2008/19603 K. 2010/2135 T. 09.02.2010)
Davalı-davacının bir başka kadınla ilişkisi altı yıl öncesine aittir. Bu olay sonrasında tarafların barıştıkları ve 2002 doğumlu bir çocuklarının olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, açıklanan eylemi nedeniyle koca, davacı-davalı (kadın) tarafından affedilmiş ve en azından hoşgörüyle karşılanmıştır. Affedilen ve hoşgörüyle karşılanan olaylar, boşanma sebebi olmaz. Davacı-davalı tanıklarının bundan sonraki döneme ilişkin beyanları, davacıdan aktarmadır. Davacı-davalıdan aktarılan olaylar sabit kabul edilemez. Sunulan telefon görüşmelerinin ise davalı-davacı kocaya ait olduğu da kanıtlanamamıştır. Davacı-davalı (kadın)ın ise, boşanma davası öncesinde bir başka erkekle birlikte görüldüğü ve güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu gerçekleşmiştir. Bu itibarla davacı-davalının, kocanın davasına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediği gibi diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
***
AF, ÖNCESİNDEKİ ZİNA EYLEMİNE DAYALI OLARAK DAVA HAKKINI ORTADAN KALDIRIR İSE DE, SONRASINDAKİ ZİNA EYLEMİNE DAYALI DAVA HAKKI ÜZERİNDE ETKİLİ DEĞİLDİR
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2014/14998 K. 2014/15758 T. 07.07.2014)
Mahkemece, kadın tarafından açılan "zina (TMK.md.161) sebebine dayanan boşanma davası," davalının zina yaptığı sabit ise de, davacının eşini affettiği, aftan sonra zinanın devam ettiğinin ispatlanamadığı" gerekçesiyle reddedilmiştir. Davalının bir başka kadınla ilişkisinin olduğu, bu kadından 24.07.2010 tarihinde bir çocuğunun bulunduğu, çocuğun annesi tarafından davalı aleyhine 28.02.2011 tarihinde babalık davası açıldığı, davalının babalığına hükmedildiği, kararın 23.10.2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı-davalı kadının eşinin bir başka kadınla ilişkisini öğrenmesinden sonra tarafların barıştıkları ve 2010 yılı Eylül ayında birlikte hacca gittikleri doğrudur. Eldeki boşanma davası 05.10.2011 tarihinde açılmıştır. Davalı aleyhine açılan babalık davasında 13.02.2012 tarihli oturumda dinlenen tanık beyanından ve dosyaya sunulan mesaj dökümlerinden davalının aynı kadınla ilişkisinin tarafların barışmalarından sonra da devam ettiği anlaşılmaktadır. Af, öncesindeki zina eylemine dayalı olarak dava hakkını ortadan kaldırır (TMK.md.161/son) ise de, sonrasındaki zina eylemine dayalı dava hakkı üzerinde etkili değildir. Davacının affından sonra da davalının aynı kadınla ilişkisinin devam ettiği gerçekleştiğine göre, kadının boşanma davasının kabulü ile tarafların zina (TMK.md.161) sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile isteğin reddi doğru bulunmamıştır.
***
Islah Dilekçesiyle Terditli Hale Getirme ve Sürenin Hesaplanması
UYGUN ISLAH DİLEKÇESİ İLE DAVA TERDİTLİ HALE GETİRİLDİĞİNDE 6 AYLIK HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE DAVANIN AÇILDIĞI TARİHE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKİR
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/1854 K. 2020/3542 T. 01.07.2020)
Davacı-karşı davalı kadın 09.03.2015 tarihinde evlilik birliğinin temelinde sarsılması hukuki nedenine dayalı olarak boşanma talebinde bulunmuş, 06.06.2016 tarihli usule uygun ıslah dilekçesi ile davasını terditli hale getirerek; tarafların zina (TMK m. l61) olmadığı takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) hukuki nedenine dayalı olarak boşanmaları talebinde bulunmuştur. Davacı-karşı davalı kadının ıslah dilekçesi incelendiğinde; talebin dava dilekçesinin ıslahı niteliğinde olduğu, bu durumda TMK 161. maddesinde belirtilen 6 aylık hak düşürücü sürenin davanın açıldığı tarihe göre değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Davacı-karşı davalı kadın davalı-karşı davacı erkeğin Yasemin isimli kadınla 14.11.2014 - 16.11.2014 tarihleri arasında aynı uçakla Antalya'ya gidip aynı otel odasında kaldıkları iddiasında bulunmuş ve dosya arasında bulunan müzekkere cevapları ile iddiasını ispatlamıştır. Belirtilen olay tarihleri dikkate alındığında 09.03.2015 tarihinde açılan davada 6 aylık hak düşürücü sürenin dolmadığı anlaşılmakta olup bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesinin zina hukuki nedenine dayalı olarak açılan davada verdiği hükme yönelik istinaf başvurusunun esası incelenecek yerde, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
***
Kusur Dağılımı ve TMK m. 166 ile İlişkisi
Zina davalarında kusur, yalnızca zina eylemiyle sınırlı kalmaz; tarafların dosyaya yansıyan tüm davranışları birlikte değerlendirilir. Aşağıdaki karar, hem zina karinesine hem de kusur dağılımına ilişkin temel ilkeleri bir arada ortaya koymaktadır.
KADININ GECE GEÇ SAATTE, EŞİNİN OLMADIĞI BİR ZAMANDA EVE YABANCI ERKEK ALMASI MEŞRU BİR AMACA YÖNELİK OLDUĞU KANITLANMADIKÇA ZİNANIN VARLIĞINA DELALET EDER. BOŞANMAYI İSTEYEBİLMEK İÇİN TAMAMEN KUSURSUZ YA DA AZ KUSURLU OLMAYA GEREK OLMAYIP DAHA FAZLA KUSURLU BULUNAN TARAFIN DAHİ DAVA HAKKI BULUNMAKLA BERABER, BOŞANMAYA KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN DAVALININ AZ DA OLSA KUSURUNUN VARLIĞI VE BUNUN BELİRLENMESİ KAÇINILMAZDIR
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2009/11464 K. 2010/15575 T. 28.09.2010)
Toplanan delillerden davalı-davacı kadının eşinin gece vardiyası için işte olduğu saatte bir başka erkeği geceleyin eve aldığı anlaşılmaktadır. Kadının gece geç saatte, eşinin olmadığı bir zamanda eve yabancı erkek alması meşru bir amaca yönelik olduğu kanıtlanmadıkça zinanın varlığına delalet eder. Davalı-davacı kadının zinası kanıtlanmıştır. Davacı-davalı kocanın Türk Medeni Kanununun 161. maddesi uyarınca açtığı davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Boşanmaya neden olan olaylarda eve başka erkek alan davalı-davacı kadın tamamen kusurludur. Davacı-davalı kocaya atfı kabil bir kusurun varlığı kanıtlanamamıştır. Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK.md.166/2). Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davalı-davacı kadının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davacı-davalı kocaya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle davalı-davacı kadının boşanma davasının reddi gerekirken; yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
***
Zina Nedeniyle Boşanmanın Sonuçları
Maddi ve Manevi Tazminat (TMK m. 174)
TMK m. 174 uyarınca, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya daha az kusurlu olan eş, kusurlu olan eşten maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Zina, Yargıtay uygulamasında genellikle tam kusur olarak değerlendirildiğinden, zinası ispatlanan eş aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi güçlü bir ihtimaldir. Tazminat miktarı; tarafların ekonomik ve sosyal durumu, evliliğin süresi, kusurun ağırlığı ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak hakim tarafından takdir edilir; kesin bir rakam önceden garanti edilemez.
Ayrıntılı bilgi için boşanmada maddi ve manevi tazminat rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Yoksulluk Nafakası (TMK m. 175)
TMK m. 175 uyarınca, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak yoksulluk nafakası isteyebilir. Zinası ispatlanan ve tam veya ağır kusurlu bulunan eş, kural olarak yoksulluk nafakası talep edemez; ancak nafaka talebinin kabul veya reddi her dosyada kusur oranına göre ayrıca değerlendirilir.
2026 Güncellemesi: Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihinde TMK m.175/1'deki "süresiz olarak" ibaresini oy çokluğuyla iptal etmiştir; iptal hükmü 9 ay sonra yürürlüğe girecek ve bu süreçte mevcut hükümler uygulanmaya devam etmektedir. Bu gelişme yoksulluk nafakası kurumunu değil, yalnızca süresizlik niteliğini ilgilendirir; ayrıntılı bilgi için yoksulluk nafakasında kusur şartı rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Velayet Üzerindeki Etkisi
Zina, tek başına ve otomatik olarak velayetin diğer eşe verilmesi sonucunu doğurmaz. Velayet düzenlemesinde esas alınan ölçüt, ebeveynin evlilikteki kusuru değil, çocuğun üstün yararıdır. Bununla birlikte, zina eylemine bağlı yaşam tarzı veya davranışların çocuğun bakımı, eğitimi ve güvenliği üzerinde somut bir olumsuz etkisi ortaya konabiliyorsa, bu durum velayet değerlendirmesinde mahkemece dikkate alınabilir.
Bu Davranış Hangi Kademeye Girer? (Karar Ağacı)
Cinsel ilişki bizzat ispatlanabiliyor mu? → Evet ise: zina (TMK m.161), en ağır kademe, mutlak boşanma sebebi.
Hayır ama fiili yakınlaşma/mahrem ilişki güçlü delillerle ortaya konabiliyor mu? → Evet ise: sadakat yükümlülüğü ihlali (TMK m.185/3), genellikle ağır/tam kusur.
Yalnızca güveni zedeleyen ancak sadakatsizlik düzeyine varmayan bir davranış mı (gizli yazışma, samimi fotoğraf) → Evet ise: güven sarsıcı davranış (TMK m.166/1), orta-ağır kusur.
Zina Davasında Dikkat Edilmesi Gereken Temel Kriterler
✅ İddia edilen davranışın hangi kademeye (güven sarsıcı/sadakat ihlali/zina) girdiğinin doğru nitelendirilmesi
✅ Hak düşürücü sürelerin (6 ay/5 yıl) takip edilmesi
✅ Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olayların dava dışında tutulması
✅ Delillerin hukuka uygun yollarla elde edilmiş olması
✅ Tanık beyanlarının somut ve görgüye dayalı olması
✅ Temadi eden (devam eden) fiillerde sürenin başlangıcının doğru hesaplanması
Uygulamada Sık Yapılan Hatalar
Güven sarsıcı davranışı "zina" olarak nitelendirip yüksek ispat standardına takılmak
Hak düşürücü süreleri (6 ay/5 yıl) kaçırmak
Affedilmiş veya barışma sonrası eskimiş olayları dava dilekçesine yazmak
Hukuka aykırı yollarla (gizli casus yazılım, kurgu delil) elde edilen delillere dayanmak — bu konuda ayrıntılı bilgi için Hâkim Boşanma Davasında Nelere Bakar? rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Duyuma dayalı, görgüye dayanmayan tanık beyanına güvenmek
Dava Öncesi Kontrol Listesi
☐ İddia edilen davranış doğru kademeye (güven sarsıcı/sadakat ihlali/zina) yerleştirildi mi?
☐ 6 aylık/5 yıllık hak düşürücü süreler kontrol edildi mi?
☐ Deliller hukuka uygun yollarla mı elde edildi?
☐ Tanık beyanları somut olay/yer/zaman içeriyor mu?
☐ Affedilmiş/eskimiş olaylar dilekçe dışında mı tutuldu?
☐ Tazminat ve nafaka talepleri dilekçeye eklendi mi?
Örnek Senaryolar
Örnek Senaryo 1: Güven Sarsıcı Davranıştan Sadakat İhlaline
Kurgusal örnek — A, eşinin bir iş arkadaşıyla düzenli mesajlaştığını fark eder. Yazışmalar samimi ama cinsel ilişkiyi doğrudan göstermiyorsa, bu güven sarsıcı davranış olarak nitelendirilebilir; otel kaydı veya açık itiraf gibi güçlü ek deliller çıkarsa nitelendirme sadakat ihlaline yükselebilir.
Örnek Senaryo 2: Hak Düşürücü Süreyi Kaçırma
Kurgusal örnek — B, eşinin zinasını öğrendikten 8 ay sonra dava açar. Zinayı öğrenmeden itibaren işleyen 6 aylık süre dolduğundan, bu sebebe dayalı dava süre yönünden reddedilebilir; ancak B, genel sebeple (TMK m.166/1) dava açmayı değerlendirebilir.
Zina Nedeniyle Boşanma Davası Hakkında Sık Sorulan Sorular
Zina (aldatma) nedeniyle boşanma davası nedir?
Zina nedeniyle boşanma davası, Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesi kapsamında eşlerden birinin evlilik devam ederken başka biriyle cinsel ilişkiye girmesi (aldatma) sebebine dayanılarak açılan, mutlak boşanma sebebi niteliğindeki özel bir boşanma davasıdır.
Zina nedeniyle boşanma davasında süre var mı?
Evet. Zinayı öğrenen eşin bu tarihten itibaren 6 ay içinde, her hâlde zina fiilinin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl içinde dava açması gerekir. Bu süreler geçtikten sonra dava hakkı düşer (TMK m. 161/2).
Zina nasıl ispatlanır?
Zinanın varlığı için cinsel ilişkinin kesin veya güçlü karineyle kanıtlanmış olması gerekir. Uygulamada birlikte yaşama, samimi fotoğraflar, otel/uçuş kayıtları ve tanık beyanları bu karineyi oluşturabilir; tek başına yetersiz kalan görüntüler veya telefon görüşmeleri zina yerine güven sarsıcı davranış olarak değerlendirilebilir.
Güven sarsıcı davranış, sadakat yükümlülüğü ihlali ve zina arasındaki fark nedir?
Bu üç kavram ağırlık derecesine göre sıralanır. Güven sarsıcı davranış (TMK m. 166/1) en geniş ve en hafif kademedir; sadakat yükümlülüğünün ihlali (TMK m. 185/3) fiili yakınlaşma düzeyindeki orta-ağır kademedir; zina (TMK m. 161) ise cinsel ilişkinin bizzat ispatını gerektiren en ağır ve mutlak boşanma sebebidir.
Mesajlaşma, flört, öpüşme gibi davranışlar zina sayılır mı?
Hayır. Zina için cinsel ilişkinin varlığı aranır. Sadece mesajlaşma, flört, öpüşme veya sarılma gibi davranışlar zina olarak kabul edilmez; ancak evlilik birliğini sarsan güven sarsıcı davranış veya sadakat yükümlülüğünün ihlali kapsamında ayrı bir boşanma sebebine dayanak yapılabilir.
Zina affedilirse dava açılabilir mi?
Hayır. TMK m. 161/son gereğince affeden tarafın dava hakkı yoktur. Ancak af sonrasında zina fiili devam ederse veya yeni bir zina fiili gerçekleşirse, bu yeni döneme ilişkin dava hakkı doğar.
Zina devam ediyorsa (temadi ediyorsa) süreler nasıl işler?
Zina eylemi kesintisiz devam ediyorsa (temadi ediyorsa), 6 aylık hak düşürücü süre son eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar; bu nedenle uzun süredir devam eden bir ilişkide süre kolay kolay dolmuş sayılmaz.
Zina ispatlanırsa tazminat ve nafaka talep edilebilir mi?
Zinası ispatlanan ve kusurlu bulunan eşten, TMK m. 174 uyarınca maddi ve manevi tazminat talep edilebilir. Kusursuz veya az kusurlu eş, TMK m. 175 koşulları oluşuyorsa yoksulluk nafakası da isteyebilir; zinası ispatlanan tam kusurlu eş ise kural olarak yoksulluk nafakası talep edemez.
Zina veya güven sarsıcı davranış nedeniyle boşanma davası açmayı düşünüyorsanız, dava stratejisi ve delil değerlendirmesi hakkında Ankara Boşanma Avukatı sayfamızdan bilgi alabilirsiniz. Boşanma davasında tanık beyanlarının ispat gücü hakkında Boşanma Davasında Tanık başlıklı yazımızı, boşanma sonrası nafaka talepleri hakkında ise Yoksulluk Nafakası Nedir? Süreli Nafaka Olabilir mi? başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Hukuki Uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; her boşanma davası kendi somut olgularına göre değerlendirilir ve delil durumuna göre sonuç değişebilir. Zina veya güven sarsıcı davranış iddiasına dayalı bir boşanma davası açmadan veya böyle bir davada taraf olmadan önce, dosyanıza özgü delil ve strateji değerlendirmesi için bir avukattan hukuki destek almanızı öneririz.
Cinsel sorunlarla karışan hâller hakkında Cinsel Sorunlar Nedeniyle Boşanma Davası, kadının hakları hakkında ise Boşanma Davasında Kadının Hakları Nelerdir? başlıklı yazılarımızı inceleyebilirsiniz.




