top of page

ECRİMİSİL DAVASI (HAKSIZ İŞGAL TAZMİNATI)

Ecrimisilin hukuki niteliği ve talep edilme şartları Yargıtay içtihatları ile belirlendiği gibi, ecrimisilin hesaplanma yöntemleri de yargı kararları ile belirlenmeye çalışılmıştır. Ecrimisil; “bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüsüyle takdiri mesela kira bedeli tayin edilmeden bir yerin kiralanması halinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerinde ecri misli o dur” şeklinde ifade edilmiştir.


Hukuken başkasına ait olan bir taşınır veya taşınmaz mala kötüniyetle zilyet olan kişi, öncelikle zilyetliği altındaki o malı hak sahibine geri vermek zorundadır. Malı hak sahibine geri vermek dışında kötüniyetli haksız işgali nedeniyle meydana gelen zararı da gidermek zorundadır. Haksız işgal nedeniyle hak sahibi tarafından uğradığı zararı gidermek üzere açılan davaya uygulamada ecrimisil davası veya ecrimisil tazminatı davası denilmektedir.


***


ECRİMİSİL HESABI UZMANLIK GEREKTİREN BİR HUSUS OLUP, TAŞINMAZIN NİTELİĞİNE UYGUN BİLİRKİŞİ MARİFETİYLE KEŞİF VE İNCELEME YAPILARAK VE TALEPLE BAĞLI KALINARAK HAKSIZ İŞGAL TAZMİNATI MİKTARI BELİRLENMELİDİR


(Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/6511 K. 2020/5432 T. 28.09.2020)


Dava, ecrimisil talebine ilişkindir.


Dava konusu 4468 parsel sayılı taşınmaz arsa vasfında olup taraflardan Kenan hariç diğerlerinin ortak murisi olan Süleyman Ünal adına kayıtlıdır. Davalı ..., mirasçı Tülay’ın eşi olup, taşınmazı eşine tebaan kullanmaktadır. Paydaşlar (kural olarak) intifadan men edilmedikçe birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. Bu koşul dava şartı olması nedeniyle kendiliğinden gözetilir.


Bu kuralın birtakım istisnaları vardır ki bunlar; ecrimisil istenen taşınmazın fındıklık, çayır gibi (kendiliğinden) doğal ürün veren ya da hukuksal semere getiren işletme, fabrika gibi yerlerden olması, ya da paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılmış bulunması halleridir. Somut olayda Mahkemece taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesi dava dosyası mahallinden istenerek, dava dilekçesinin davalılara tebliğ edildiği tarih saptanarak intifadan menin ne zaman oluştuğu saptanmamıştır.


Ayrıca ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hâkimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere uygun şekilde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.


Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira paraları araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilerek resen emsal araştırılmalı, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.


İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayice göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. Bunun yanı sıra, Dairemizin yerleşmiş uygulamalarına göre; aynı yere ilişkin olarak önceki dönem ecrimisil bedeline ilişkin sonuçlanmış davalar bulunduğu takdirde; kural olarak önceki dönemin son dönemi için kabul edilen (ve kesinleşen) miktara ÜFE’nin tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktar, sonraki dönem ecrimisil bedelini oluşturur. Kural bu olmakla beraber, ecrimisil bedelinin en az kira bedeli olması ve kira sözleşmelerinde TBK’nin 344. maddesine göre 5 yıl geçtikten sonra rayice göre kira tespitinin istenebilmesi nedeniyle, daha önce rayice göre belirlenen dönem ile dava konusu edilen ilk dönem arasında 5 yıllık sürenin geçmesi veya taşınmazın bulunduğu yerde imar, sanayileşme, yerleşim vs. özel nedenlerle değişimden dolayı rayiç ve emsal kiralar arttığı takdirde kesinleşen döneme ilişkin değerler nazara alınmadan, toplanacak somut verilere göre yeniden bilirkişi incelemesi yapılarak yeni dönem (sonraki dönem) ecrimisil bedeli belirlenerek hüküm altına alınabilir.


Mahkemece yukarıda belirtilen esaslara uyulmadan bilirkişi tarafından son dönem kira bedeli belirlendikten sonra geriye doğru endeks uygulanmak suretiyle aylık ecrimisil bedelinin bulunması, taşınmazın tarafların murisi adına kayıtlı olmasına rağmen veraset ilamının dosya arasına alınmaması ve dava, paydaşlar arası ecrimisil davası olmasına rağmen intifadan men koşulunun gözetilmemesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.


***


HAKSIZ İŞGALDEN DOĞAN NORMAL KULLANMA SONUCU ESKİME ŞEKLİNDE OLUŞAN OLUMLU ZARAR İLE KULLANMADAN KAYNAKLANAN OLUMLU ZARAR İLE MALİK YA DA ZİLYEDİN YOKSUN KALDIĞI FAYDA (OLUMSUZ ZARAR) ECRİMİSİLİN KAPSAMINI BELİRLER


(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96)


Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir.


***


DAVACININ OĞLU İLE DAVALININ AYRI YAŞAMAKLA BİRLİKTE EVLİLİKLERİNİN DEVAM ETMEKTE OLMASININ DAVACININ MÜLKİYET HAKKI KARŞISINDA TAŞINMAZI DAVALININ KULLANMASININ HAKLI VE GEÇERLİ NEDENİ OLARAK KABUL EDİLEYECEĞİNDEN ECRİMİSİLE HÜKMEDİLMESİ GEREKİR


(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2009/1-401 E., 2009/473 K.)


Davacı, davalının gelini olduğunu, oğlu ile birlikte oturmasına dair verdiği izne dayalı olarak taşınmazı kullandıklarını, ancak oğlunun gelini ile aralarının açılması nedeniyle oğlunun davalı aleyhine aynı yer mahkemesinde açtığı boşanma davasının redle sonuçlanıp kesinleştiğini ve bunun üzerine oğlunun çekişmeli yeri terk ederek davalı ile ayrı yaşadıklarını, taşınmazı terk etmesi için davalıya ihtar çekmesine rağmen tasarrufunu sürdürdüğünü ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Hemen belirtilmelidir ki, davacı kayıt maliki olup, Türk Medeni Kanununun 683. maddesinden kaynaklanan mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Taraflar arasında bir kira ilişkiside bulunmamaktadır. Esasen davalı ile birlikte davacının oğlunun taşınmazı muvafakata dayalı olarak tasarruf ettikleri dosya kapsamı ile sabittir. Dava açılmış olmakla muvafakatin geri alındığının kabulü gerekir. Kaldı ki, davacının davalıya ihtar çekerek taşınmazı boşaltmasını istediği de sabittir. Öte yandan, davalının taşınmazın aile konutu olduğu yolundaki savunmasına kayıt maliki davacı ile davalının (ve eşiyle) arasında hukuki bir ilişki kurulmadığına göre davacıyı bağlamayacağı ve önem ifade etmeyeceği de tartışmasızdır. Bir başka ifade ile somut olayda 6570 Sayılı Yasanın 12. maddesi hükmünün uygulama yeri yoktur. O halde, davalının taşınmazı kullanmasının haklı ve geçerli bir nedeninin bulunduğu söylenemez. Diğer taraftan, davacının oğlu ile davalının ayrı yaşamakla birlikte evliliklerinin devam etmekte olmasının davacının mülkiyet hakkı karşısında taşınmazı davalının kullanmasının haklı ve geçerli nedeni olarak kabul edilemez. Hal böyle olunca; elatmanın önlenmesi isteğiyle birlikte davacının davalıya çektiği ihtarname de gözetilmek suretiyle belirlenecek ecrimisile hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.


***


DAVACININ İHTAR ÇEKMEKLE YA DA DAVA AÇMAKLA MEVCUT MUVAFAKATİNİ GERİ ALDIĞI VE BÖYLECE ARİYET HAKKINI DA FESHETTİĞİNİN KABULÜ GEREKMEKTEDİR. ÇAP KAYDINA ÜSTÜNLÜK TANINMAK SURETİYLE ELATMANIN ÖNLENMESİ İSTEĞİNİN KABULÜ GEREKİR


(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2012/5783 E. , 2012/9542 K.)


Dosya kapsamı ve toplanan delillerden; mesken niteliğindeki taşınmazın kayden davacıya ait olduğu evin boşaltılması istemiyle çekilen ihtara rağmen gelini olan davalının oturmaya devam ettiği, yargılama sırasında davacı vekilinin ecrimisil talebini atiye bıraktıklarını açıkladığı, davalının ise; evde 15 yıldır oturduğunu, davacının evi kendisine vereceğini taahhüt etmesi nedeniyle eve bir kısım giderler yaptığını, eldeki davanın eşi ile arasındaki boşanma davası nedeniyle kötüniyetli olarak açıldığını savunarak davanın reddini istediği, mahkemece de, bu savunmaya itibar edilerek elatmanın önlenmesi isteğinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Oysa ki; Türk Medeni Kanununun 683. maddesi birşeye malik olan kimseye o şeyi elinde bulunduran kimseye karşı istihkak ve her türlü haksız elatmanın önlenmesi davasını açabilmek hakkını vermektedir. Davalının, sicil kaydı davacı adına olan çekişme konusu taşınmazda davacının muvafakatine dayalı olarak oturduğu tartışmasızdır. Borçlar Kanununun 299 vd. maddeleri uyarınca yanlar arasında bir ariyet sözleşmesinin oluştuğu kabul edilse bile davacının ihtar çekmekle ya da dava açmakla mevcut muvafakatini geri aldığı ve böylece ariyet hakkını da feshettiğinin kabulü gerekmektedir. Mahkemece, yukarıdaki açıklamalar ile davalının yaptığını ileri sürdüğü masraflara ilişkin olarak Türk Medeni Kanunu'nun 722 vd. maddeleri uyarınca ayrı bir dava açarak hak talebinde bulunabileceği gözetilmek ve çap kaydına üstünlük tanınmak suretiyle elatmanın önlenmesi isteğinin kabulü gerekirken yanılgılı değerlendirme ve hukuki olmayan gerekçelerle istemin reddi doğru değildir.


***


DAVACININ MUVAFAKATINI GERİ ALDIĞI TARİHTEN SONRA DAVALI HAKSIZ İŞGALCİ SAYILACAĞINDAN BU TARİHTEN SONRAKİ DÖNEM İÇİN ECRİMİSİLE HÜKMEDİLMESİ GEREKİR


(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2013/18045 E., 2014/4117 K.)


Somut olayda tanık anlatımlarından davalının davacının rızası ile çekişme konusu taşınmazda oturmaya başladığı ancak 2008 yılından sonra davacının kullanıma son verilmesini istemesine rağmen davalının taşınmazı boşaltmayıp, kullanmaya devam ettiği, Ankara 14. Noterliğinin 06.01.2009 tarih ve 189 yevmiye nolu işlemi ile vekil tayin edilen C.. D..'nin de vekaletin başka bir taşınmaz kiralanması amacıyla verildiğini ifade ettiği, kaldı ki davalı ile kızı arasında düzenlenen 20 yıllık kira sözleşmesinin de vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle yapılması nedeniyle de geçerli olmadığı anlaşılmaktadır.Bu durumda, davacının muvafakatını geri aldığı tarihten sonra davalının haksız işgalci sayılacağı ve bu tarihten sonraki dönem için ecrimisile hükmedilmesi gerektiği açıktır.Ne var ki, muvafakatın geri alınması, herhangi bir şekle bağlı olmamakla birlikte dava konusu taşınmazın kullanımına rıza gösterilmediğine yönelik irade beyanı içermelidir. Bu nedenle davacı tarafından verilen vekaletname ile muvafakatın geri alındığını söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır.Hal böyle olunca, davacının muvafakatını ne zaman geri aldığı tespit edilerek bu tarihten dava tarihine kadar olan dönem için yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda belirlenecek ecrimisile hükmedilmesi gerekir.


***


BOŞANMANIN KESİNLEŞMESİNE KADAR HAKSIZ İŞGALİN SÖZ KONUSU OLMAYACAĞININ ANCAK BOŞANMA KARARININ KESİNLEŞMESİNDEN İTİBAREN DAVALININ KÖTÜ NİYETLİ SAYILACAĞININ KABULÜ GEREKİR


(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2013/19298 K. 2014/5195 T. 10.03.2014)


Dava, müstakilen ecrimisil isteğine ilişkindir.


Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.


Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 415 ada, 80 parsel sayılı taşınmazın eşit paylarla taraflar adına kayıtlı olduğu, davacı tarafından 18/06/2009 tarihinde davalı aleyhine boşanma davası açıldığı, davanın kabulle sonuçlandığı ve kararın 02/02/2012 tarihinde kesinleştiği, davacının, boşanma davasının açıldığı tarihten beri dava konusu taşınmazda bulunan evi davalının kullandığını ileri sürerek, ecrimisil istemiyle eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.


Bilindiği üzere ecrimisil, malik olmayan kötü niyetli işgalcinin, zilyet olmayan malike ödemekle sorumlu olduğu bir tazminattır. TMK'nin 995.maddesinde ve 08.03.1950 gün ve 22/4 sayılı YİB kararında da kabul edildiği gibi, başkasına ait şeyi haksız olarak kullanmış olan ve bu kullanımı iyiniyete dayanmayan kimse o şeyi elinde tutmuş olmasından doğan zararları tazmin ile yükümlüdür.


Somut olayda tarafların evliliği boşanma kararının kesinleşmesi ile sona erdiğine göre, boşanmanın kesinleşmesine kadar haksız işgalin söz konusu olmayacağının ancak boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren davalının kötü niyetli sayılacağının kabulü gerekir.


***



27 görüntüleme

Comments


bottom of page